Düzce’yi ilk defa 1962 yılında İstanbul’a giderken görmüştüm.10.000 nüfuslu bir kasabaydı. Eski E-5 kenarında bir veya iki tesisten başka bir şey yoktu.20 sene sonra kadere bakın ki, yolumuz Düzce’yle tekrar kesişti, öğretmen olarak geldim. Hiç unutmam ilk gecemi Orhan Veli’nin kaldığı Yeşilyurt otelinde geçirdim, sabah da Ankara pastanesinde kahvaltı yapmıştım. İstanbul’a gelip giderken bizim oraların kıraç yapısıyla karşılaştırma yaptığım zaman Düzce’nin eline kimse su dökemez diye içten içe söylenirdim. Geliş o geliş tam 31 yıl olmuş.(Bazı Kafkas kökenli arkadaşlara takılırım; siz benden150 yıl evvel gelmişsiniz diye) Her neyse bu kadar muhabbetten sonra gelelim esas konumuza, dün Düzce Belediye Başkanı sayın İsmail Bayram basın mensuplarına son 4 yılın çalışmaları hakkında bir sunum hazırlayarak kamuoyunun karşısında bir nevi görücüye çıktı. Bugüne kadar yapılan geniş çaplı ikinci toplantısıymış.

    Ben burada; belediye başkanı şu kadar yol, bu kadar kanalizasyon veya şu kadar araç gereç almış gibi teknik konulara girmek istemiyorum, zaten başkan bunlar hakkında detaylı bilgileri yeteri kadar verdi. Benim aradığım başkanın kent hakkındaki bakışı, Düzce’nin kentleşmesi için projeleri, Düzce’nin yaşanılası bir yer haline gelmesi için gösterdiği çabalara baktığım zaman, şunu rahatlıkla söyleyebilirim. İsmail Bayram bugüne kadar tanıdığım başkanlardan çok farklı bir yaklaşım içersinde. Bir kere hiç yakınmıyor. Hatta bir arkadaşın sorusuna verdiği yanıt ilginçti.”Beni şikayetçi durumuna sokamazsın dedi.”Biz yıllardır cabbar, yırtıcı, birazcık halkı iplemez, üstten bakan, yanına yaklaşılmaz, ancak seçimlerde popülist politikalarla gemisini yürüten politikacılara hem kızar, hem de bir yandan helal olsun adam iş bitiriyor babından övgüler ve sövgüler düzeriz. Başkan bu kalıplara uymuyor. Sessiz sakin ama kararlı, işine bakan bir profil çiziyor. Sanki sesinizi duyar gibiyim, ya bu kadar da yağlanmaz ki. Benim belediye ile işim olmaz, yalnız su parası yatırmaya giderim. Yazdıklarım samimi duygulardan ibaret. Peki, eleştirilecek hiçbir şey yok mu, olmaz mı sıra şimdi bunlarda.

    Gördüğüm kadar; çalıştığı arkadaşları profesyonel olmaktan uzakta, toplantı 11.00 de yapılması gerekirken yarım saatlik gecikmeyle başladı.(Kent yönetiminde bu bağışlanmaz.) Yapılan çalışmaların tanıtımı yetersiz ve organize olacak ekipler kurularak kent harmanlanmalı. Sivil toplum kuruluşlarıyla daha sıkı diyalog kurularak halkın isteklerine cevap verilmeli.(İnönü parkındaki muhtarlık binasında niye ısrar ediliyor anlamış değilim. Bu soruyu sormadığım içinde kendime kızıyorum.) Ayrıca belediye olarak kültürel faaliyetlerde daha zengin projeler üretilebilinirdi. Örnek olarak tanınmış yazarların davet edilerek( Hiçbir festivalde çağrılmadı) kitaplarının tanıtımı, panel, konferans, açık oturum gibi faaliyetlere yer verilerek, sanatçı halk birlikteliği sağlanmış olurdu.

           Son olarak Düzce’de yaşayanlara birkaç sözüm var. Caddelerden geçerken sağda solda bir takım tabelalar görürsünüz. Bilmem ne şuralılar derneği, bilmem ne yaşatma derneği. Bu dernekler olsun, insanlar kendi kültürlerini yaşasın ve yaşatsınlar, buna diyeceğim yok ama İnsan Düzce’ye geleli bilmem kaç yıl olmuş, burada doğmuş, hala ben Düzceliyim diyemiyor. Yani yaşadığı kente sahip çıkmıyor, yerel yöneticilere düşen en önemli görev kent kültürünü oluşturarak kentli insan oluşturmaktır. Anladığım kadar gerçi seçimler her 5 yılda yapılıyor ama kent yönetiminin aksamaması için ikinci bir 5 yıla ihtiyaç var gibime geliyor. Sayın Bayram’ın bugüne kadar belediyeyi temiz ve şeffaf yönetmesi en büyük avantajıdır. Yiğidi öldür, hakkını yeme derler. Ne mutlu Düzceliyim diyene.

  • Abone ol