Türkiye köylü toplumundan kentli topluma hızla geçiş sürecini yaşıyor.Batı ülkelerindeki  yaşananlar yüzlerce yıl sürerken bizde 50-60 yıla sığdırılmaya çalışılıyor.Doğal olarak bu hızlı geçişin yarattığı bir takım olumsuzluklar ve olumluluklar iç içe geçmiş durumda.Bir yönüyle bakarsan çok kötü, (Genelde eskiden daha iyiydi denilir.) bir yönüyle bakarsan çok iyi görünüyor.Bilhassa insanda meydana getirdiği bozulma ve yozlaşma çok önemli.Teknolojideki gelişmeler üretime hızla yansırken,insan davranışlarına yani kültürel, siyasi ve sosyolojik yapıdaki yarattığı değişimin sonuçlarına baktığımız zaman bir çok fotoğrafla karşılaşıyoruz.

        Yukarda belirttiğim fotoğraflardan birine internet haber sitelerinde dolaşırken rastladım.Düzce’de uzun yıllar sendikacılık yapan bir arkadaşın değerlendirmelerini okuduğumda; işte dedim bu hızlı değişimin yarattığı insanın kendine yabancılaşmasının tipik örneği.Peki ne diyor derseniz; 1980 öncesi örgütlü işçi sayısı 2,5 milyon, bugünlerde ise 600 bin.Olaya rakamsal açıdan bakarsak çok doğru,önemli bir gerileme söz konusu.Aslında fotoğraf görüldüğü gibi değil.Türkiye’de devlet kapitalizmi uygulandığı için; 1952 yılında da devletin sendikası olarak Türk-İş tüm kamu işletmelerinde örgütlenmiştir.Yoksa batıda olduğu gibi sendikal mücadele aynı seyri göstermemiştir.  (Yalnız sendikal mücadelede ömrünü ve hayatını vermiş olanları da saygıyla anmadan geçemem).Bu nedenle bizde egemen olan sendikal anlayış devletin yan kuruluşu olarak işlev görmüştür.Örnek mi istersiniz; tüm askeri darbeleri desteklemiş, (Hatta bakan bile vermiştir) işçi hakları geri alınırken, sendikacılar işkence görürken,yıllarca zindanlarda hapis yatarken seslerini çıkartmadıkları gibi, cuntacıların korusuna katılıp,ağalıklarını sürdürmüşlerdir.Bırakın geçmişi,daha yakın zamanda 5li çete olarak işverenlerle bir olup şeriat geliyor diye(Evelden de kominizm geliyor diye elele veriyorlardı) halkı manipüle ederek soyguna ortak oldular.Söyleyin bakalım bunun sendikacılıkla ne ilgisi var.

    Bütün bunları bir tarafa bırakıp; insanların örgütlenmeye yanaşmadıklarını, hatta hatta “asgari ücretle çalışan işçi niye hükümeti destekler, anlamak mümkün değil!”sözlerini okuyunca bir yıl işçilik yapıp,26 yıl sendika başkanlığı yapan kişinin kendisine (İşçilere) ne kadar yabancılaştığını görmek gerçekten trajik bir durum.

       Sözü fazla uzatmadan; herkes kendi görevini yapacak, işçiyse işçiliğini, memursa memurluğunu,askerse askerliğini.Bizde maalesef daha bu yerine oturmadı. Evvelden iş arayana sorarlardı; ne iş yaparsın diye; cevabı şu olurdu; her işi yaparım abi.(Aslında hiçbir işi bilmez) Bizdeki sendikacılar da sendikacılık yapmadılar, rejim bekçiliği yaptılar.( Türbana karşı olan,Tekstildeki türbanlı kadınları nasıl örgütleyecek ki?)

    Gelelim politikacılara; biz sana şunun için oy verdik; verdiğimiz vergileri adam gibi kullan, adaleti ve güvenliği sağla o kadar. Adam büfeden içkisini 10 da mı alır, 9 da mı alır ona karışma be arkadaş.Suç işleyen varsa cezalandır, milleti sıra dayağına çeker gibi ilkel yöntemler kullanma.Bugüne kadar kullananlar tarihin çöplüğüne gittiler, gidiyorlar.İşin en kötüsü herkesi kendine benzetme hastalığı.Maalesef, bizim bir kesim insanımızın vazgeçilmez hastalığı.Bunun sonucu insanın insana yabancılaşmasıdır.

  • Abone ol