İstanbul’a ilk gidişim 1962 yazıydı, üç bin nüfuslu kasabadan 1milyonluk şehire gidenin şaşkınlığını ben de yaşadım.Rastlantı olacak ya ablamların oturduğu semt çok ilginç sosyolojik yapıya sahip, İstanbul’un renkli yerlerinden birisi olmasıydı.Daha sonraki yıllarda geriye dönüş yaptığım zamanlarda kültürel yaşamımda önemli köşe taşlarının oluşmasında rol oynadığını söyleyebilirim.

       Oturduğumuz semtin bir yanı gayrimüslümlerin yoğun olarak yaşadığı Balat semti ile, muhafazakar dindar Müslümanların yaşadığı Çarşamba semti yer alıyordu.Ve ben ilk defa Türkiye’de bizlerden başka Rum’ların, Ermeni’lerin ve Yahudi’lerin de yaşadığını orada farkettim.Bu durum beni şaşkına çevirirken, bir yandan da onları tanımak için  can atıyordum.Hafta sonları elindeki veresiye defteriyle taksitleri toplamak için sokakları arşınlayan Saloman ile köşedeki bakkala sucuk salam satan Yorgo ilk tanıdıklarımdı.Rahmetli Tahsin amca yorgo’dan bahsederken; çocuklar bu bir zamanlar Balat’ın en zengin tüccarlarından biriydi,Varlık vergisinden sonra neyi var neyi yok hepsini kaybetti,şimdi perişanları oynuyor derdi.( O zaman varlık vergisi nedir,ne değildir bi haberdim.)Balat’tan geçerken çan sesleriyle ezan sesleri birbirine karışır,ilginç bir armoni oluştururdu.

     Yıllar sonra bizimle beraber aynı kahvede oyun oynadığımız Sarkis isminde terzilik yapan Ermeni arkadaşımız vardı, oyun oynarken oda bizimle aynı yeminleri ederdi.( Gerçekten samimi olarak) Bu durum kahvedeki  taksi şoförlerinin birisinin dikkatini çekmiş.Arkadaşımız yokken dediği şuydu; söyleyin o Ermeni gavuruna bi daha bizim yeminlerimizi etmesin.Bizler şok olmuş, o zamana kadar Sarkis sanki bizden biriydi sanki.İlk defa birisi aramıza nifak sokmuştu.Sonradan konu açıldığı zaman, o taksi şoförü 6-7 Eylül olaylarında Beyoğlu’da yağmaya katılmış,taksiyide oradan çaldığı mücevherlerle aldığını söylemişlerdi.

      Gerçek tarihi öğrendikçe geçmişte yaşanan acıların toplumda yarattığı travmaların hala tedavi edilmediğini,buna karşılık ırkçılığın,ötekileştirmenin devam ettiğini görmek insanı kahrediyor.Bir taksi sahip olanın yarattığı düşmanlık şöyle dursun,fabrikaları,atölyeleri,mağazaları,işhanlarını,konakları ele geçirenlerin yarattığı düşmanlıklar genlerimize kadar işlenmiş, bu hastalıklı mikrobu vücudumuzdan atmadığımız sürece rahat yüzü görmeyeceğiz.58 yıl önce İstanbul’da yaşanan bu vahşet için; Özel Harp Dairesi Başkanı Sabri Yirmibeşoğlu “ iyi bir operasyondu”demesi ve üzerine gidilmemesi çok ilginç değilmi.Üstüne üstlük ülkede var olan bir avuç kominist bu olayların” faili “olarak yakalanıp aylarca boş yere zindanlara atılmış.

       Bu baskıcı ceberrut devlet her zaman kendine bir düşman yaratmıştır.1945 yılında Tan gazetesi basılarak talan edilmiş,1930 larda Edirne Yahudileri şehirden sürgün edilmiş,Malatya’da,Sivas’ta,Çorum’da Aleviler düşman olarak gösterilmiş,Dersim’de Kürt’ler katledilmiş,dindarlar sözde şeriatı getirecekler diye zulüm görmüşler, bu yapı tamir edilse bile hala devlet düşmansız edemiyor.Bu zihniyet bazen güvenlik güçlerinde gezicilere karşı,bazende kendisine solcu diyen faşizan güçler tarafından ODTÜ’de türbanlı kızlarda baskı oluşturarak devam ediyor.

           Yanıbaşımızda savaş kapıda; kendi insanımıza insan gibi davranmıyanlar savaşa karşı çıkarak barışçıl görünmeye çalışsalarda, darbecileri destekleyerek gerçek yüzlerini deşifre etmiş oluyorlar.Deve kuşu örneği.Gerçek barışseverler hem ülkemizde, hemde Dünya’da gerçek barışın sağlanması için mücadele ediyorlar,savaşın insanlığın en büyük düşmanı olduğunun bilincindeler

  • Abone ol