Yerel seçimler yaklaştıkça siyasi partilerde ve adaylarda hızlı bir trafik yaşanmaya başladı.Bilhassa büyük şehirlerde aday olacak isimler merakla bekleniyor veya halkın merakını artırmak için var güçleriyle yeni senaryolar üretiyorlar.Tabii,bu konuda İstanbul adayları önemli. Bu yüzden bütün hesaplar İstanbul üzerine kurulu.1994 yılında belediye yönetimine gelen Refah Partisi ve devam eden Ak Parti iktidarı İstanbul’u yönetiyor.Rantın en yoğun olduğu yerlerden, ele geçirenin sırtı yere gelmez.Bu nedenle ana muhalefet partisi ne pahasına olursa olsun İstanbul’da yönetime gelmek istiyor.Öyle ki; partiden ihraç edilen hakkında sayfalar dolusu yolsuzluk raporları hazırladığı sayın Sarıgül’ün adaylığına sıcak bakan, fakat bugüne kadar resmi davet yapamadığı, buna karşılık Sarıgül’ünde başvuru yapmayıp seçmenlerin heyacanını artırarak oylarda artış sağlamasının hesapları yapılıyor.

     Bu hesaplar yapılırken,hesap edilmeyen veya çantada keklik olarak görülen sol ve Kürt seçmenlerin oyları gündeme geliverdi.CHP’nin ana muhalefet görevini yapamaması, çözüm süreciyle birlikte sayın Öcalan’nın yıldızının parlaması, Kürt nüfusunun en fazla olduğu İstanbul’da BDP’nin(Yeni kurulacak HDP) aday gösterecek olması siyaseti hareketlendirdi.Doğuda BDP, batıda HDP olarak seçimlere girmesi,seçim sonucunda HDP’nin Türkiye partisi olma çabası ana muhalefeti teleaşlandırdı.Hemen toplum mühendisleri kaleme sarılarak, Ak Parti İstanbulda seçimleri kaybetmesi için HDP’nin güçlü aday çıkarmamasını, oyların boşuna heba olmamasını ileri sürerek HDP üzerinde baskı oluşturmaya başladılar.Gezi olaylarında aktif olarak yer alan İst.Milletvekili S.Süreyya Önder’in adaylığı tartışılırken, gazetelerde sayın Ertuğrul Kürkçü’nün demeçleri ile ,dün akşamda İMÇ TV yayınında seyrettiğim sayın Önder’in açıklamalarında dikkatimi çeken şu ifadeler sorgulanmaya değer.Kabaca diyorlarki; isterlerse CHP ile ilkeler ve siyasetler üzerinde uzlaşma yapabiliriz. Geldik zurnanın zırt dediği yere, seçmen sormaz mı bu sosyalistim diyenlere, BİR: Anadilde eğitim ülkeyi böler diyen genel başkanlarıyla.İKİ: Kürt’lerle Türk’ler eşit olamaz diyen başkan yardımcılarıyla.ÜÇ: Andımızın iptali için mahkemeye başvuranlarla.DÖRT:Ergenekon davasının avukatıyız diyenlerle.BEŞ:Mecliste BDP’lileri sizler teröristsiniz diyenlerle, ve son olarak.ALTI: Çözüm konusunda bırakın destek olmayı, engellemek için köstek olanlarla mı ittifak ediyorsunuz diye.

       Bu seçimler barış girişimi için de bir test olacaktır.15 Ekim çözüm aşamasının sona erdiği tarih, bundan sonra daha önemli adımların atılması gerekiyor, vesayetçi ve militaristler seçimlerde gerilirse barışın önü daha da açılacak,engeller birer birer yok olurken ülkede barış gerçekleşirken,bölgemizde önemli bir güç haline geliriz.Bunun önünü kesmeye çalışıyorlar.

     İster komplo teorisi deyin, ne derseniz deyin,barış girişiminin başlamasıyla birlikte hem içerde, hem dışarda barışı tökezletmek amacıyla oyunlar sahneye konmaya başlandı.En son da MİT müsteşarı üzerinde senaryolar servis ediliyor.Neymiş sayın Fidan İran’ın adamıymış, MOSAD ve CİA’le  ortak çalışmıyormuş gibi (Sanki müsteşar bunların aylıklı personeli gibi) şikayetlerde bulunarak,Türkiye’yi radikal İslamcıları

 koruduğunu yayarak, batıdan yalıtlamak ve yalnızlaştırmak istiyorlar.( Öyleki ulusalcı Yılmaz Özdil’e bile saldırdılar) Artık şu iyi biline; barışı gerçekleştirmek için her namuslu insan elini taşın altına koymalı ve ancak o zaman başarılı oluruz, yoksa un ufak olur gideriz.Birde herkes dururken sağına soluna iyi baksın, ne olur ne olmaz.

  • Abone ol