1989 Yılında Berlin’i ikiye bölen duvar yıkıldığı zaman, tüm dünya halklarının çoğu sevinerek karşılarken,sosyalizme umut bağlamış milyarlarca insanda hüzünle karşılıyordu.Aslında yıkılan duvar değildi,yıkılan dünyayı iki kutuplu hale getiren anlayışların yıkılışıydı.Bizim gibi ülkelerde bu konu  sistem sahipleri tarafından alabildiğince propaganda malzemesi olarak  kullanıldı.Zannettiler ki; bu olay sosyalizmin sonu,kapitalizminbaşarısı.Bugün dünyada gelinen duruma baktığımızda; başarı ve başarısızlık hiçbir sisteme mal edilemez.20.yüzyılın sonunda insanlık ortak evrensel değerlerin egemen olması için uzlaşmayı seçmişlerdir.Dünya barışının egemen olması akşamdan sabaha kadar halledilecek bir iş değil ama, tarihi bir eşik olarak adlandırabiliriz.

      Ülkemizde, bu dünyanın bir parçası olması nedeniyle yaşanan olaylardan etkilenmemesi söz konusu olamaz.Yüzyıla yakın bir zamandan bu yana temel sorunlarımız ya yok farzedilmiş, ya da tali sorunlarmış gibi addedilerek ötelenmiş, veya ana meseleyi halledince onları çözmek çocuk oyuncağı gibi basite alınmış.Fakat sistem sahipleri; konunun öneminin farkında oldukları için sürekli olarak bu sorunları dile getirenlere ve duyarlı olanlara karşı acımasızca davranıp, onları kamuoyunda hain gibi göstererek, her alanda aşağılayarak varlıklarını ortadan kaldırmayı amaçlamışlardır.Saymaya kalkarsak sayfalar yetmez, yalnız güncel olduğu için 3 örneği tekrar hatırlatmak isterim.Birincisi DEP’lilerinmeclisten yaka paça çıkartılarak tutuklanması, ikincisi Ahmet Kaya’nın Kürt’çe kaset yapmak istiyorum dediği için linç edilmektense yurt dışına çıkmak zorunda kalışı, son olarak da Merve Kavakçı’nın başörtüsünden dolayı meclisten kovulmasıdır.Peki ne oldu, duvar yıkılalı 24 sene oldu.(Gerçi bizimkiler hala duvar örüyor ama) Biz bundan ders almadık duvarlarımız tahkim etmek için habire tuğla koymaya devam ettik, bilemedik ki o yıkılan duvar aslında tüm duvarların bir sembolüydü.Neydi onlar; ÖZGÜRLÜK,ADALET,EŞİTLİK,HUKUK;DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI.

       16.Kasım günü ülkemizde ilk defa Kürdistan Başbakanı Diyarbakır’da, Başbakanımız tarafından karşılanıyor, ve ilk defa Diyarbakır belediyesi Başbakanı ağırlıyor,BDP’liler de heyet olarak yer alıyorlar, 37 yıldan buyana ülke dışında yaşamak zorunda kalan Şivan Perver,İbrahimTatlısesle birlikte Kürtçe,Türkçe düet yapıyorlar.Diyarbakır,Diyarbakır olalı; barışı bu şekilde ilk defa ciğerlerinde hissetti.Yalnız Diyarbakır mı, tüm Türkiye aynı duygu yoğunluğunu yaşadı.

        Belki bazıları bunlar için hain damgasını hemen vuracaklar(Hiçde önemli değil), bazılarıda AK Parti’ye yarar sağlayacağı için burun kıvırıp basite alacaklar.(Buda önemli değil) Ama büyük çoğunluk (Barışı isteyenler,İmralı da dahil) barışın ete kemiğe bürünüyor olmasından, en kısa zamanda kartopu gibi yığınların barışa koşmasına neden olacağı için, yalnız ülkemizde değil OrtaDoğuda barışın ayak seslerinin duyulmasından memnunlar.

       Gelinen son durumdan kimse kendine fazla pay çıkarmaya kalkmasın.Çünkü barış ortamının oluşmasında binlerce gencimizin kanları var, binlerce faili meçhullerin yok oluşu var, 12 Eylül’de Diyarbakır cezaevinde katledilen, kendini yakan yüzlerce insanın bedenleri var.Yıllarca tutuklu kalıp mahkemeye çıkmayan insanlarımız var,daha ne sayayım kimseye haksızlık etmek istemem.Demem  şu ki; tüm demokrat, barışsever, özgürlükçü güçlerin başarısıdır.

       Şunu da yazmadam geçemeyeceğim.12 Eylül refarandumundan sonra demokrasi güçlerini suçlayanlar, barış görüşmelerinin başlamasıyla gerçek barış demokrasi olmadan olmaz, diyenlere, hergün sizi kandırıyorlar diye aslında barışın önüne çomak sokanlara; şunu kafalarına bir yerlere kazısınlar.Bu ülkede barışın gerçekleşmesi için artık hiç kimse engel olamayacaktır, çünkü ülkemizi ikiye, üçe bölen duvarlar birbiryıkılıyor.Artık gençlerimiz ölmüyorlar, dağdan inecekler, hapishaneler boşalacak, şiddet yerine demokrasi mücadelesiyle politika yapılacak.Kim tutar Türkiye seni.

 

ı

  • Abone ol