Yurtdışında yaşayan bir yakınım; orasının ne kadar sakin, huzurlu ve sessiz olduğunu söylediğinde, o zaman da çok sıkıcı olmazmı demiştim.Gerçekten bu kadar hengame içinde yaşarken, birden böyle huzurlu ortama girdiğinde sıkıcı gelmesi doğal.1960 darbesinde ilkokulu bitirmiştim; 1971 darbesinde üniversite öğrencisi, 12 Eylül’de öğretmen, 28 Şubat’ta mesleğin son yılları ve 17 Aralık’ta tam emekliliğe geçiş.Şöyle geriye baktığımda huzurlu bir dönem yaşamamışız, bize huzuru çok görenler demek ki; bütün bunları kendi huzurları için yapmışlar.Yıllarca bize Menderes’e küfredersek ilerici,demokrat ve devrimci olacağımız işlendi.Cuntacıların kendi aralarındaki kavgada taraf edildik, bir cuntacıya söverken,diğer cuntacıya yandaş olduk. Peki sonra ne oldu; anladık ki bu yukarıdakilerin kendi aralarındaki iktidar kavgası.(Hala anlamayanlar bir hayli fazla) Bundan dolayı (AK Parti piyasada yokken) egemenlerin kalemşörleri oyunun farkına varanlara küfretmeye, kamuoyunda itibarsızlaştırma kampanyasına hız verdiler.Macun tüpten bir defa çıkmasın yeter.Onu tekrar geriye sokmanın imkanı yoktur.Yıllarca sürdürülen kamplaşmalar topluma huzur vermediği gibi, ölümlere ve ekonomik yıkımlara da neden oldu.Bu kamplaşmalar bazen sağ-sol,bazen laik-anti laik,bazen de Türk-Kürt kavramları üzerine oturtuldu.Darbeler de bu kavramların üzerinden operasyonlar üreterek yapıldı.Bu nedenle elit dışında darbe mağduru olmayan kalmadı.

         Yüzyılın sorunu ve son 30 yıldan beri yaşanan çatışmalı Kürt sorunu ilk defa devlet katında barış amaçlı masaya yatırıldı.İşte ne olduysa bundan sonra oldu.Çünkü ellerinde koz olarak kalan son kartlarıydı.Başladılar barış girişimini baltalamaya.Önce; aman PKK’ya güvenmeyin savaşacak gücü kalmadı, bir iki sefer daha saldırırsak yok olacak dediler, tutmadı.PKK’yla masaya oturmak vatana ihanettir dediler,tutmadı.Bu sefer eli ayağı düzgün gibi görünenler çıktı sahneye.Bu seferde Kürt’lere ve barışı destekleyenlere; sakın AKP’ye güvenmeyin, demokrasi gelmeden barış olmaz dediler.Bu biraz tutar gibi oldu ama yinede tutmadı.Bu tutmayınca yıllarca Erdoğan’a karşı olanlar; bu diktatördür,sivil dikta rejimi kurmak istiyor dediler.(Gerçi sayın Başbakanın ifadeleri de bu söylemi destekler mahiyette idi.) Tarihte hiçbir diktatöre yaşarken yazılı ve görsel medyada bu sıfatı söylemek o kadar da kolay değildir.(Maaşallah bizde rahatlıkla söyleniyor.)

   İngiltere’de, İspanya’da, G.Afrika Cumhuriyet’inde bu sorunları çözmeye çalışanlar  gizlice görüşerek, barış girişimini başlattılar. (Çünkü savaş kışkırtıcıları o kadar yanlı propaganda yaptılar ki görüşmek bile hainlikti.) Hükümet de aynı yöntemi uyguladı.El adamı boş dururmu; görüşme kasetleri basına sızdırıldı, yazılı ve görsel medya şoven ve ırkçı saldırılarına hız verdi.Fakat istenilen amaca ulaşmadı,hatta hatta  kiminle savaşıyorsan onunla barışacaksın diye destek verildi.Görüşmeye katılan Mit görevlilerini tutuklamak için, bazıları devreye girdi.İlk hat burada koptu.Bu hükümetten kurtulmak için ne yapılacaksa yapılmalıydı.Gezi olaylarını bahane ederek(Gezi eylemi ilk birkaç gün gerçekten sivil ve demokratik karakterliydi.) kaos ortamı yaratıldı,fakat amaçlanan olmadı.Yalnız burada şunu tekrar söylemek durumundayım; Sayın Erdoğan yangına benzin taşıyarak gezi eyleminin krize dönüşmesine yardım etti.(Bilemem belki de bilerek yaptı.)

       Gelelim 17 ve 25 Aralık krizine; yukarıda sıraladığım olaylardan sonuç alamayan çevreler kamuoyunun çok duyarlı olduğu yolsuzluk ve rüşvet konusunu bir paket hazırlayarak sahneye çıkardılar.(Bu olay olmamıştır demiyorum.) Yalnız Türkiye’de ilk defa oluyormuşcasına, sanki bu iktidardakiler sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi yaklaşımlarla büyük taarruza başladılar.Burada dikkat edilecek olan şuydu; taarruza katılanlardan bir gurup, iktidarın içinde yer almış, bugüne kadar iktidarın nimetlerinden yararlanmış,daha düne kadar ezilen, horlanan bu gurup hem ülke içinde hem de ülke dışında atılımlar yapmış,iktidarı yıkabilecek güce sahip olduğuna inanmış ve bugüne kadar kendilerine küfredenlerle koalisyon oluşturmuş.(Eeeeeee ne oldum deme,ne olacağım de.Her iki kesim içinde geçerli.)

            Bütün bunların sonucunda; toplumum her kesiminde ayrışmalar yaşanıyor.Yalnız iki kesimin duruşu(AK Parti dışında)dikkate değer.Birincisi KCK, ikincisi demokrat ve özgürlükçü çevreler.(Gerçi bazı ufak tefek sarsılmalar olmadı değil.) Peki ne diyorlar; yolsuzluklar kapatılmasın, üzeri örtülmesin, suçlular cezalandırılsın ama hükümeti yok ederek ara rejim arayaşlarınagidilmesin.Çünkü bu ara dönemlerde neler yaşadık, kimse olanları unutmadı.Bu da yaşananların oluşturduğu demokrasi deneyimi.Kamuoyunda demokratların ve özgürlükçü çevrelerin pek fazla karşılığı yok ama,Kürt’lerin önemli bir gücü var.Hem gezi olaylarında,hem de son olayda İmralı’nın hükümete karşı olanlara destek vermemesi üzerine okların yönü İmralı’ya çevrildi.”Yangına yerine benzin taşımayız”.Diyen sayın Öcalan’ı bitirme operasyonu başlatıldı.Bu konuda 12 Eylül öncesi de görevli olanlar devreye sokuldu,sorgulama sırasında çekilen görüntüler(Montaj olduğu söylenen) medyaya servis edilerek,sözde Kürt’leri demoralize ederek barış girişimine engel olmak.Ama nafile, tutmuyor,tutmayacak.Beni asıl üzen Kürt kimliğine sahip çıkan,yıllarca yapılan zulümlere karşı çıkan bazı sol liberalim diyenler; barışın kaçınılmaz olarak sağlanacağı kesinleşince ne barışı; Öcalan Türk’leri kandırıyor,AKP’nin yandaşı oldu gibi söylemlerle sahneye çıkmaları.Biz alışmışız Yeşilçam filmlerine; iyi adamlar ve kötü adamlar filmin başında bellidir.İyi adamdan kötü,kötü adamdan iyi olmaz.Tabii ki gerçek hayat böyle değil.Bizim yıllardır kötü adam olarak tanıdığımız kişi;76 milyonun kaderinde çok olumlu bir rol oynuyor, buna karşılık yıllardır ağzı dualı,beş vakit namazında niyazında olarak bildiğimiz kişinin ağzındaki dualar yerini bedduaya bırakmış.Beddua eder veya etmez  onun bileceği iş ama, bedduayı bizim arabanın şoförüne yapıyor,araba devrilirse bizim halimiz ne olur, onu düşündüğü yok.

      Bu hafta Muhteşem Süleyman’ın final bölümü oynanacak.Süleyman oğlunun katledilmesinin kararını verecek.Kararı da Şeyhüislam onaylayacak.(Oğlunun katledilmesinin kararını veren babaya nasıl karşı çıksın.) İktidar böyle bir şey,Menderes’ler,Deniz’ler niçin asıldılar sanıyorsunuz.(Gerçi hala asılmalarını gerekçelendirenler var, ne yazık ki)Ben karışmamdiyemezsin.Çünkü bu kavganın sonunda en fazla sen mağdur olacaksın.Bu nedenle; kim demokrasiyi savunuyorsa, kim barışı savunuyorsa onun yanında olmalısın.Hani bazılarının söylediği bir söz var,ben onu şöyle ifade edeyim.Önemli olan BARIŞ ve DEMOKRASİ’dir. Gerisi teferruattır.

    NOT: Son aldığım bir bilgiyi aktarmak istiyorum.Halkların Demokrasi Partisi (HDP) Düzce’de yerel seçimlere giriyor.Seçim bürosu olarak kullanacağı yer tutma konusunda zorluklarla karşılaşıyor, tutulan yer sonradan iptal ettiriliyor.Ülkesini seven herkes her türlü düşüncenin özgürce ifade edilmesini ister.İstemeyenler ise; sen siyaset yapma dağa çık, diyorlar demek bile içimden gelmiyor ama işin gerçeği bu.Aklı selim Düzce’lilere görev düşmekte, aman yangına körükle gitmeyelim.

 

 

 

  • Abone ol