Ahmet Altan, son yazısında” Türkiye’yi elitler kurdu, kendisine karşı gelenleri acımasızca cezalandırdı. Şimdilerde ise Türkiye’yi İslamcılar yönetiyor, onlarda Kemalistlerden daha beter.”Bu sözleri okuyunca, önce şaşırdım, acaba yazan Ahmet Altan mı diye tekrar baktım,maalesef bizim Ahmet Altan. O Ahmet Altan ki; ne solcular,ne Kemalistler,ne milliyetçiler, ne ulusalcılar ve nede Ortodoks İslamcılar sevmez, hatta nefret bile ederlerdi.Geriye kimler kalıyor; bir avuç liberaller,demokratlar, muhafazakar demokratlarla, Kürt’lerin çoğunluğu tarafından el üstünde tutuluyordu.Peki neler oldu da başta Altan’lar (M.Altan’da dahil) Hasan Cemal, Nuray Mert,Cengiz Çandar, Şahin Alpay gibi demokrat ve Kürt kamuoyunda saygınlık kazanmış kalemleri bir anda (Kürt barış girişiminden sonra) statükoyu, savaşın devamını arzulayan darbeci kalemlerle aynı şarkıyı söylemelerini anlamakta (Yalnız makam farkı var) zorlanıyorum demek istemiyorum ama kitlelerin kafasını karıştırdıkları ayan beyan.Buna hemen bazıları gibi olumsuz etiketler asarak yargılamak hoşuma gitmiyor.Peki nasıl açıklayacağız bu gelinen bu durumu.

Yine Ahmet Altan’dan yola çıkarak devam etmek istiyorum.Yine aynı konuşmasında kendisinden bahsederken “ Gazetelerde babaannesinin genelevde çalışmış olduğunu yazmışlar,

Halbuki dedem İnönü’nün komutanıydı, diyor.”Basının alçaklığını açıklamak için bunu söylüyor,ama bir yandan da geçmişinin ne olduğunu açıklıyor.Ne var bunda diyeniniz olabilir, doğrudur da fakat burada bilinç altında saklanan bir duygunun açığa çıkması söz konusu.Bu durum günlük yaşamımızda da karşımıza çıkıyor, bir takım olayları analiz ederken kendi şanlı tarihinden sayfalar aktarıyor.Peki neden böyle yapılıyor.Bu ülkede uzun yıllar ülke yönetiminde

eşraftan gelenler, bürokrasiden gelenler, bazı bölgelerden gelenler egemen oldular.Sanat, edebiyat ve diğer kültürel faaliyetler de bazı kesimlerin elinde.Hatta akademik alanda da bundan farklı değildi.Buna karşılık taşralılar yani köylüler (Türk’ü, Kürt’ü) bu elitlerin hizmetkarı idiler.Bırak ülke yönetmeyi kendi ailelerini bile yönetmelerine bazen izin verilmezdi.Peki ne oldu; bu köylüler sanayileşme ve kentleşmeyle beraber köylerden kentlere akın ettiler, fakat hemen şehirli olmadılar, şehrin varoşlarında kentin yanında ama kentliye uzak bir şekilde yaşadılar.Apartmanlarda kapıcılık, temizlikçilik, fabrikalarda işçilik, inşaatlarda amelelik gibi ağır işlerde çalıştılar.Pazar günleri şehrin merkezine geldiklerinde; kaba saba hareketlerine bakarak bazı ukalalar aynen şu ifadeyi kullanırlardı.”Ulan ayı dikkat etsene burası İstanbul başka İstanbul yok.”diye açıkça aşağılarlardı.Gel zaman git zaman bu böyle devam ederken, köprünün altından çok sular aktı, o aşağılanan emekçilerin çocukları, torunları büyüyen ve gelişen Türkiye’yle beraber onlarda serpilip gelişerek çevreden merkeze doğru hareketlendiler.1994 yılında “şeriatçı ve yobaz” olarak bilinenler İstanbul’da yerel yönetimde iktidar oldular.Kürt’lerin yaşamında neler oldu.Aşiretler halinde yaşayan, aşiret reisinin, toprak ağasının iki dudağı arasındaki yaşamı kente gelişiyle değişti, kendi kimliğini aradı ve buldu.Bir yanda dindarlar, bir yanda Kürt’ler varlıklarının farkına vararak ülke yönetiminde söz sahibi oldular, hatta 12 yıldan beri “ Şeriatçı ”diye suçlananlar iktidardalar.Kürt’lerde kendi bölgelerinde yerel yönetimde iktidardalar.

          Dünyadaki tarihi olaylara baktığımızda erki elinde tutanlar hiçbir zaman iktidarlarını barış içinde terk et memişlerdir; bazı ülkelerde bu durum iç savaşlara kadar tırmanmış, ülke kan gölüne dönmüştür.Askeri vesayetin kalkmasıyla beraber Türkiye yeni bir döneme girmiş, bundan sonra ülkeyi kimler yönetecek sorusuna cevap aranmaya başlamış.İlk zamanlar nasıl olsa bunlar bu kadar baskıya dayanamaz çekilip giderler diye beklerken gün geçtikçe yerlerini daha da sağlamlaştırmaya başlayınca oyunun rengi ve boyutu değişmeye başladı.Ortadoğu da başlayan Arap baharı Mısır’da kışa dönünce, bizdeki “ülkenin eski sahipleri” kafalarını kaldırıp diklenmeye başladılar, gezi olayları, yolsuzluk tartışmaları( Yoktur demiyorum) gerekçesiyle düne kadar bir araya gelemeyecek gibi olanlar aynı mevzide birleştiler.Fakat ne nitelik olarak, nede nicelik olarak tekrar egemen olmalarına yetecek durumları yok.(Yerel seçimler sonucu bunu gösterdi.) Peki pes ederler mi hayır.Düne kadar her zaman örtülü olarak destek aldıkları işbirliği içinde oldukları odaklar devreye girdiler.Buna; iki olayı örnek olarak vereyim, Almanya Cumhurbaşkanının ODTÜ’de verdiği konferansta söyledikleri ile Freedom House adı verilen Amerika yönetiminin destek verdiği kuruluşun( STK değil) Türkiye’de basın özgür değil diyen raporunu alkışlayarak sözde yeni bir mevzi kazandıklarını zannediyorlar.Şu çelişkiye dikkatinizi çekmek istiyorum; düne kadar iktidarı ABD ve AB destekliyor, bunlar işbirlikçi diyenler, hangi güçlere sarılıyorlar.(İlhan Selçuk daha evvel mektup yazmıştı;bizi destekleyin diye) Demek ki; artık Türkiye batının çıkarlarına ters davranıyor,artık batı iktidarları kurup,iktidarları yıkamıyor,MİT’e istediklerini atayamıyor.

          Düne kadar merkez medyada etkili olan kalemler tedavülden kalkınca, meydanı boş bırakırlar mı hemen devreye yenilerini sürülerek başka senaryolarla diziyi devam ettirmeye çalışmalarını artık biliyoruz.Yıllar boyu 1.Cumhuriyete veryansın edenlerin 1.Cumhuriyete dönüşlerini nasıl açıklarsınız ki.Neymiş basın hür değilmiş; bilen bilmezde sanki daha evvel basın hürdü.İstanbul’un göbeğinde gazete bombalanırken basının özgürlüğünü savunanlar neredeydi, Kürt gazeteciler faili meçhul cinayetlere uğrarken kılını mı kıpırdattılar.Namussuzluğu meslek edinenler namusluluk taslayamazlar, eğer böyle bir şey yapıyorlarsa bilin ki; yeni bir namussuzluğa hazırlanıyorlardır, artık sizin sözde namusluluğunuza  kimse inanmıyor bunu bilesiniz.Gerçi bunlara da hak vermiyor değilim “ bu köylülere katlanmak hiç de kolay değil.”

            Son olarak da; son zamanlarda başta sayın Öcalan’a ve Kürt siyasetçilerine bu kesimden sürekli saldırılar söz konusu; neymiş Erdoğan Türk’leri, Öcalan Kürt’leri kandırıyormuş, niye başkanlık seçimi için anlaşmışlar özerklik için Erdoğan’ı destekleyecekler diye.İnsanların gözüne baka baka barışıyorsunuz diye saldırıyorlar, savaşın sürmesini istiyorlar.Çünkü” barış varken demokrasi olmazmış.”Kürt politikacıların bir kısmı bu baskılara bazen boyun eyer gibi davranıyorlar ama İmralı’dan gelen mesaj onları da hizaya sokuyor.Bu arkadaşların politikalarının yanlış olduğunu yerel seçimlerde (İstanbul’da) gördük.1983 genel seçimlerde sayın Calp köprüyü sattırmam dedi %30 oy aldı.Bizim arkadaş köprüyü yıkarım dedi %4 oy aldı.Bu seçimlerde HDP’nin başarılı olması Türkiye demokrasisi için önemli bir kazançtı.Artık şu  açık bir şekilde görüldü; AK Parti karşıtlığıyla bir yere varamazsınız.Eğer iktidara gelmek istiyorsanız daha çok demokrasi, daha çok proje, daha çok toplumu rahatlatacak politikalar üretmelisiniz.Yoksa seçmen bakıyor bu ne diyor diye, HDP için cumhurbaşkanlığı seçimi önemli bir fırsattır.Türkiye partisi olmak istiyorsak tüm toplumu kucaklayacak bir dile ve davranışa sahip olmamız gerekiyor.Ayrıca Ak Parti’ye karşı çıkan ben solcuyum, ben demokratım, ben muhafazakarım, ben liberalim diyenler; bugüne verdiğiniz oylarla muhalefet dahi edemeyenlerden artık vazgeçin hiç olmazsa adam gibi( Doğrusu insan gibi) bir muhalefet partisi oluşturalım.

  • Abone ol