Düzce’de yapılan akil insanlar toplantısına katıldığım zaman; gördüğüm fotoğraf ilginçti.Hiç kimse savaş devam etsin diye bir ifade de bulunmadı fakat savaşın devam etmesi için hangi dil gerekiyorsa onu seslendirenler oldu.En basiti de bende barıştan yanayım ama diye ile devam eden açıklamalar sürdü gitti.Gerçekten barışı isteyenler ise; amasız mamasız barış için neler gerekiyorsa zaman geçirilmeden hemen yapılması için önerilerini sıraladılar.Günlerce yayın organlarında bu konular tartışıldı.Bu çalışmaları sulandırmak için önce “Akil” sözcüğünü dalgaya aldılar, yok efendim AK Parti Kürt’leri oyalamak için yapılan uydurma barış hikayesi diye barış karşıtı tavırlarını sürdürdüler. Buna karşılık toplumun büyük çoğunluğunun bu girişime destek vermesi işin renginin değişmesine neden oldu.

             14 Nisanda başlayan bu çalışmalar Gezi olaylarıyla bertaraf edilmeye çalışıldı, hatta geziye Kürt’lerin katılması için türlü manevralar üretildi, İmralı bu oyuna gelmedi, “Yangın yerine odun taşımayız” ifadesiyle Gezicileri hüsrana uğrattı.Bu sefer de yeni bir propaganda yürütüldü; Erdoğan Öcalan’la anlaştı, Erdoğan köşke, İmralı ev hapsine çıkacak, daha da ileri giderek Güneydoğu Kürt’lere teslim ediliyor diye komplo teorileri üretildi.Aslında kimseye bir yer verilmiyor, zaten orada Kürt’ler yaşıyor, yapılacak olan Kürt’lerin eşit yurttaş olarak yaşamalarıdır.Esas mesele eşit yurttaşlık olayına karşı çıkmalarıdır.Hem devlet içinde, hemde PKK içinde savaşın sürmesinden yana olanların varlığı biliniyor.Sanki Öcalan PKK’ya karşı devletten yanaymış gibi söylentilerle (İlginçtir yıllarca Kürt sorununda kafa yoranların bazılarıda buna dahildir.) Kürt’leri provake etmeye başladılar.Bir yandan Türk’leri Erdoğan sizi aldatıyor derken, bir yandan da Kürt’lere Öcalan sizleri aldatıyor kara propagandalarını piyasaya sürdüler.Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaşması, Kuzey Irak petrolünün Türkiye’den sevkiyatı, barış girişimlerinin ikinci safhaya evrilmesi, barış karşıtlarının son hamlelerini sahneye sürmelerine yol açtı.

              Bayrak konusu toplumun en hassas olduğu konularından biridir.1980 öncesi Demirel’in bir elinde Kuran, bir elinde bayrak mitinglerini çoğu kimse hatırlamaz, hatta o günlerde Demirel’i bu mitingler için bayrağımızı kendi siyasi emelleri için kullanıyor diyenlerin bugün Demirel’in konumuna düşmeleri gerçekten trajedik bir durum.HADEP kongresinde, Mersin’deki yürüyüş sırasında, en son Diyarbakır’ da bayrağa yapılan çirkin  saldırılar sonunda toplumda oluşan hassasiyetleri kaşımakta topluma huzur getirmeyeceği aşikardır. Herkes sağduyulu davranmak zorundadır, oluşacak kaos ortamı kimseye yarar getirmez.(Halk olarak)İmralı’dan son gelen açıklama; hem Kandil’e, hem KCK’ya, hemde HDP’ye ayar vermiştir.Ayrıca hükümetin de süreci hızlandırmasını istemiştir.

          Barışın hızla gerçekleşmesi için hükümetin de yapacağı işler var, artık bu saatten sonra yapılması gereken reformların bir an önce hayata geçirilmesi gerekir, bunun için hiçbir mazaret kabul edilemez.Toplumu sürekli gergin tutmaya çalışanların oyunlarını barış yanlıları bozmak zorundadır, en önemli görevde hükümete düşmektedir, alınan duyumlarda bu yöndedir.Bu nedenle illaki barış diyoruz, barıştan başka çare yok.Çünkü barış demek çocukların yaşayabileceği güzel bir Türkiye’yi kim istemez.

         

  • Abone ol