Bundan 15-20 yıl önce birileri çıksa; artık Türkiye’yi yönetecek kadrolar elitistlerin belirlediği kişilerden oluşmayacak,buna karşılık taşradan yani çevreden merkeze doğru gelen kadrolardan oluşacak deseydi, herkes birbirinie bakar, bunu söyleyen kişinin kafayı yediğini söylerlerdi.Cumhurbaşkanlığı için adaylara baktığımızda; CHP-MHP adayını bir tarafa bırakırsak diğer iki aday taşradan gelme, çevreden merkeze doğru hareket eden kitlelerin temsilcisi.Geçenlerde; gazetelerde sayın Ekmeleddinİhsanoğlu’yla ilgili haber bile bunun kanıtı olabilir.Haberde;”SayınEkmeleddinoğlu halkın içine girdi.” Demek ki; sayın aday halktan birisi değil, gerçektendeöyle.Gerçi bu bir kusur değil ama, Cumhurbaşkanı olacak kişi için hanesine artı getirmez.Ayrıca, gittiği her yerde farklı yaklaşımlar sergileyerek sözde herkesi kucaklayıcı bir profil çizmeye çalışıyor.Dikkatimi çeken sayın Bahçeli’nin katıldığı son cenaze töreninde olmayışını nasıl izah edebiliriz.Tabutu Türk bayrağına sarılmış” değerli bir milliyetçinin” son yolculuğunda olması gerekmezmiydi.? Haberin devamına bakınca işin püf noktası anlaşılmış oldu.Yaşamını yitiren kişinin; Kemal Türkler’in suikastından ve Ankara’da 1978 de katledilen 7 TİP’li gencin katledilmesinden yargılanıp tutuklandıktan sonra, 2yıl önce tahliye olan birisi olması, bu habere ne diyeyim; kendini solcu ve demokrat olarak gören arkadaşlara bir daha düşünün demekten başka…

      Bugün de sayın Erdoğan’ın adaylığı açıklandı; şöyle arşive bir göz attım, neler neleryazılı.Artık muhtar bile seçilemez, siyasi hayatı bitti, bundan sonra ne köy olur, ne kasaba türünden karalamalar.Ne oldu bu ülkeyi 12 yıldan buyana yönetiyor.Yanlışları da var, doğruları da. Toprağı bol olsun HrantDink’in bir sözünü anımsadım, milliyetçi Ermeni Diasporası için şöyle demişti; sizler kanınızı Türk kanıyla zehirlemişsiniz, bu meseleyi çözmek istiyorsanız önce kanınızı temizleyin.Buna benzer bir tavır da kendini sol olarak lanse eden kesimde var.Tayyip Erdoğan seçilmesinde Ekmeleddin oğluna bile oy veririz diyorlar, kısaca kanlarını AK Parti kanıyla zehirlemişler.

 Geçen yazılarımda vurgulamıştım; bu ülkenin değişiminde iki önemli dinamik rol oynuyor diye.Bunlardan bir tanesi Kürt hareketi, diğeri İslami hareket.Erdoğan İslami hareketin sembol ismi, Öcalan’da Kürt hareketinin.SayınSelahattin Demirtaş’ın adaylığı açıklandı. Dışardan bakan birisi Demirtaş’ı yalnız Kürt’lerin adayı olarak görebilir, aslında Türkiye’nin demokratları,sosyalistleri ve sosyal demokratları için önemli bir isim.Adaylığının açıklanışındaki  konuşmasında dile getirdiği sözlere baktığımızda; bunu açıkcagörebiliriz.”Seçimde iki çizginin yarışacağını birisinin özgürlüklerin ve barışın çizgisi olduğunu diğerinin ise devletçi ve gelenekçi olduğunu, ayrıca Çankaya’a kişi olarak değil, ilkelerle çıkacaklarını, halkın içinden çıkmış kişiler olmadığını halkın içinde olduklarını belirtmesi” diğerlerinden farklı olduğunun göstergesi.Gelecek seçimlerde önemli bir sıçrama yapması içinde bir fırsat yakalanmış oldu.Kimderdi; Cumhurbaşkanı adaylarımızdan birisi Rize’li Gürcü veya Laz, diğeri de Kürt kökenli olması.Gerçi daha önceki yöneticiler içinde de farklı kökenden insanlar vardı ama hiçbir zaman kendi kimliklerini açıklayamadılar, resmi ideolojinin neferliğini yaptılar.Önemli olan kökenlerinin ne olduğu değil, esas mesele tüm halkların temsilcisi olması, demokrat, özgürlükçü,katılımcı ve siyasetin doruğunda olacağı için siyaseti çok iyi bilmesi.SayınKılıçdaroğlu diyor ki; Cumhurbaşkanı devletin başı olacaktır, siyasetler üstü olmalıdır.Bu neye benzer Barolar Birliği başkanının hukukçu olmasına gerek yok; veteriner olsada olur.Aslında Türkiye’de oynanan oyunun ilk perdesi kapanıyor, bugüne kadar seyirci oyunu hep dışardan seyretti, bazen biraz oyuna girmek isteyince de boynunu kopardılar.Artık boynu o kadar kalınlaştı ki bırakın koparılması bir yana, sahnedeki eski oyuncular oyunu daha ne kadar uzatırız da seyirciyi oyalarız diye ayakları birbirine dolaşıyor, sahneden çekilmemek için ellerinden gelen her şeyi yapmaktan kaçınmayacaklarını belirtiyorlar.Ama unutulmasın her oyunun bir sonu vardır, yıllarca oynanan bu oyununda sonu kaçınılmazdır.

        Son olarak; bir haftadır Düzce kamuoyunu meşgul eden Sayın Keleş’in araba konusu, ulusal medyada yer aldı.Ne diyelim;Allahaşkına Düzce olarak ulusal medyada sevimli bir haberle yer alalım ne olursunuz.Düzce Ak Parti’ye ne oluyor, sayın Osman Çakar’a yapılan hakaretimsi açıklamalar, buna karşılık sayın Çakır’ın aynı ve daha sert hakaretler içeren açıklamaları hiçde hoş değil.Yüzeydeki kavga Sosyal Bilimler Lisesinin Akçakocaya kaydırılmasından dolayı gibi gözüksede, anlaşılan kavga 2015 seçimlerine yönelik ama hiç de hoş değil.Bu kavganın bir yanında Sayın Kaçar, diğer yanında ise Memur-Sen il başkanı yer alıyor.İlginç olan bir sendika temsilcisinin yerel siyasetin içinde bu denli yer alması.Anlaşılan büyük bir pasta bölüşümünün kavgası yaşanıyor, görelim bakalım bu iş nereye kadar gider.

  • Abone ol