Türkiye kadar hareketli, enerjik ve koşuşturma içinde olan kaç ülke var bilmiyorum ama, sıralama yaparsak ilk beş içersinde olacağı garanti.Peki ne demek oluyor; toplumlarda birer canlı organizmalardır, onlarında yaşam çizgileri vardır ve bu çizgiler tekdüze seyir takip etmezler.Türkiye’de yaşam çizgisini bir hayli gelgitli şekilde yaşıyor.Bir bakıyorsun, askeri cuntanın hışmından kıl payı denilecek kadar bir mesafeyle kurtuluyorsun, bir bakıyorsun iç savaş ortamına sokmak için ellerinden geleni ardlarına koymayanlar atağa geçmiş, yanı başımızda yangın üstüne yangın çıkartılıp, bizi de bu yangının parçası olmaya çalışanlar her an elleri tetikte bekliyorlar.Velhasıl kelam hop oturuyor, hop kalkıyoruz.Böyle keskin virajlarların yoğun olduğu bu yolculukta, başta arabanın dayanıklı olması, yolların çift gelişli ve gidişli olması, kaptanın deneyimli olması ve en önemlisi yolcuların çok dikkatli olması,yolu çok iyi bilmesi, nerde kasis var, nerde mıcır var,nerde karşımıza ne çıkabilir sorularına rahatlıkla cevap verebilecek düzeyde, ayrıca keskin dönüşlere hazırlıklı, savrulup arabanın dengesinin bozulup devrilmesini bekleyenlere de fazla itibar etmeyen bir yapısı var.Buna rağmen yinede; yolcusuyla,kaptanıyla, muaviniyle çok dikkatli ve hazırlıklı olunmalı derim.

               17 Aralıktan bu yana medyada iki tez çarpışa geldi.Birincisi “namuslu bürokratlar”hırsız siyasilerin peşine düştü onların cezalandırması için uğraşıyor.İkincisi ise; bir cemaatin örgütlenerek devleti ele geçirmesi ve seçilmişleri polis- yargı darbesiyle alaşağı etmek için kumpaslar kurmasıydı.Tabii haliyle toplum yine iki cenaha ayrıldı, bir taraf cemaat haklı bir taraf ta cemaat haksız hükümet haklı diyenler olarak.İlk önceleri cemaat yanlılarının savunması şu eksen üzerine oturtulmuştu.Bu olayın cemaatle, memaetle ilgisi yok, doğrudan doğruya yolsuzluk üzerine polisin ve yargının görevini yaparak kamunun çıkarını korumayı amaçlamasıdır.İlk bakışta çok makul gelen bu değerlendirme; olayların seyrinde başka bir boyuta ulaştı.Gerçekten aklı başında olan herkes yolsuzluklara seyirci kalalım demez,diyemez.Olay yolsuzluk üzerinden hükümete karşı bir darbeye dönüşmesi işin rengini değiştirdi.Ayrıca 17 Aralık öncesi yaşanan Mit krizi, en önemlisi Başbakan’la birlikte Dışişleri bakanlığındaki toplantının dinlenmesi ve Mit tırlarının askerler tarafından durdurulması olayın basit bir adli vaka olmadığının delili oldu.

        Bütün bunlar olurken; Ergenekon,Balyoz,Oda Tv, Hanefi Avcı ve KCK davalarında yaşanan hukuksuzlar da ; bu yapının tezgahı olduğu anlaşıldı.Sakın şunu demek istemiyorum; bu davalar haksız yere açıldı, kesinlikle hayır ama bu davalar bahane edilerek cemaat; askerin terketmek zorunda kaldığı alanı ele geçirmek istedi.Askere karşı verilen bu mücadeleyi kendi başarısı zanneden cemaat işi daha ileri götürerek siyasi iktidarı da bu arada halledeyim havasına girdi.Tüm bu operasyonlar yapılırken dış destekleri de hatırlamakta yarar var.Ortadoğu’yu kan gölüne çevirenler bizde yaşanan olaylara herhalde bigane kalacak kadar aptal değiller.Türkiye ne zaman kürtlerle barış girişimini başlattı; olan ondan sonra oldu.O zamana kadar AK Parti’yle birlikte olan Cemaatçi medya ve yazarları, o zamana kadar yandaş medya diye suçlanan gazete ve televizyonlarda yazı yazan,yorum yapan sözde liberaller tavırlarını 180 derece değiştirerek Cemaat’le beraber ortak davranmaya başladılar.Gerekçeleri de demokrasi olmadan barış olmaz, barış Erdoğan ve Öcalan’la yapılmaz.Kiminle yapılacaksa.

       Bütün bu söylenenler doğru veya yanlış olabilir, herkesin yorumu kendine.Fakat öyle bir durum yaşanır ki; ne söylenirse söylensin gerçek artık gizlenemez.Bayram öncesi eski Ak Parti’li cemaatçi olarak bilinen bir milletvekili, polis şeflerinin gözaltına alınmasından sonra destek için adliyeye giderek onlarla beraber fotoğraf çektirip masum olduklarını sosyal medyada paylaştı.Kısa sürede çok yoğun tepki alınca bu seferde, HDP’li milletvekillerinin İmralı’da ziyaret ettikleri Öcalan’la fotoğraflarını servise soktu.Resmin altına da şu mesajı koymuş.”Gözaltına alınanlarla fotoğraf çektirmek suçsa, terörden hüküm giymiş kişiyle fotoğraf çektirmek ne peki” minvalinde.Bu iki fotoğraf yukarıda yazdıklarımın mr’nı çekmiş.Birisi suçlu mu suçsuz mu ne olduğu bilinmeyen kişilere açıkca destek verip suçsuz olduklarını peşinen kabul etmiş oluyorsun, peki ya gerçekten suçlularsa o zaman ne yapacaksın, demek ki sen de o örgüttensin ve suça ortaksın anlamı çıkar.İkinci fotoğraf ise 15 yıldır hükümlü olan Öcalan ateşkesi sağlayan, çatışmayı durduran ve barışın en önemli figürlerinden birisi.Oraya gidenlerse barışın daha da güçlenmesi ve ete kemiğe bürünmesi için çaba harcayan kişiler, sen tut kendini savunmak için barış girişimcilerini terörle suçla; bu tam bir suçüstü yakalanış.Zaten Türkiye’de barışı savunanlarla, barışa karşı olanların mücadelesi yaşanıyor.Bu karşı çıkış bazen vatan millet kavramlarını kullanarak, bazen sahte liberallikle, bazende Cemaatle kendine can suyu bulmaya çalışıyor. İki fotoğraf ve iki zihniyet Türkiye’de barış ve demokrasi gerçekleşinceye kadar mücadele edecekler,kazanan taraf her zaman olduğu gibi barış ve demokrasi olacaktır.

      

  • Abone ol