Arap baharı olarak isimlendirilen; Kuzey Afrika ülkelerinde başlayıp tüm Ortadoğu ülkelerini saran özgürlük, barış ve demokrasi arayışına yönelik kalkışma hareketleri, Dünya’da yeni bir yapılanmanın habercisi olarak geniş kitlelerde umut yaratırken, önceleri küresel güçler tarafından desteklenirken, zamanla denetimlerinin dışına çıkılacağını gördüklerinde politikalarını anında değiştirdiler.Ortadoğu’da önemli bir konuma sahip olan Mısır’da seçimle gelen yönetimi alaşağı ederek, yeni politikanın kodlarını belirlediler.Uzun zamandır İran ve Suriye’yi şeytanlaştıran küresel güçler bu yeni gelişen bahar rüzgarlarını dindirmek adına; bu ülkelerle el altından işbirliği ortamına girdiler.Bu konuda; iki ülke ile batı arasında arabuluculuk girişimlerinde rol alan Türkiye’nin bölge üzerinde etkisinin artması, 30 yıl süren PKK ile savaşın sona ermesi ve barış girişimlerinin başlatılması karşısında ne oluyoruz, nereye gidiyoruz sorularını bazı çevreler sorarken, küresel güçlerin yeni politikaları devreye girdi.

     Anımsarsanız; PKK lideri Türkiye’ye teslim edildiğinde zamanın başbakanı sayın Ecevit’in şu sözü ilginçtir; “Amerika’lılar bize bunu niye teslim ettiler anlamadım” demişti.Kürt meselesinde tüm kartlar küresel güçlerin elindeydi ve bunların içerdeki uzantıları siyaset, medya yoluyla kamuoyu oluşturuyorlardı.Kürt meselesinde köklü bir barış girişimi bu güçleri harekete geçirdi.Yıllarca pompalanan karalama kampanyaları, hükümetin gereksiz bazı çıkışları ve kriz yönetmede beceriksizliği gezi olaylarının büyümesine yol açtı, kamuoyunun geniş bir kesimiyle Kürt hareketinin destek vermemesi; gezinin arkasındaki küresel güçlerin amacını engellemiş oldu.Peki yeter mi, eskiden bir söz vardı;” Osmanlıda oyun bitermi”diye.Tabi ki bitmez; 17 ve 25 Aralık operasyonu devreye girdi.Daha önceki yazılarımda ifade ettim, bu tarihlerde yapılan bazı yolsuzlukların üstü örtülmemeli, fakat bu bahane edilerek yargı darbesine evet denilmemeli.Tüm bunların yaşandığı günlerde Türkiye’nin önünde iki seçim vardı, hesap bunun üzerine kurulmuştu.Seçim sonuçları da işlerine gelmedi.Neden bunları tekrar hatırlatıyorum; son yaşadığımız rehine olayı ve IŞİD olayını daha iyi anlamak için.

      Uzun zamandır batı basınında ve onun uzantısı olan yerli basında Türk hükümetinin Ortadoğu’da Sünnileri desteklediğini, ayrıca Suriye’ye karşı olan radikal guruplara (IŞİD) yardım ettiği propagandası yoğunlaştırıldı.IŞİD’i terörist örgüt olarak kabul etmesine karşın; teröre destek veriyor algısı yaratılmaya çalışıldı. Öyle bir noktaya gelindi ki; Sünnilerin desteğini arkasına alan IŞİD, sözde Şiilere karşı savaşacakken Sünni Kürtlere saldırmasını nasıl izah edersiniz.İşte burada şapka düştü kel göründü.Şu unutulmasın Dünya’daki tüm radikal terörist “İslamcı” örgütlerin kuruluş amacında küresel güçlerin çıkarı yatar.Nerede görülmüş bir İslamcı örgüt; İslam adına başka Müslümanları katletsin.IŞİD bugün Kürtlere saldırıyor, Kürtler hem Müslüman hemde Sünni.Bunu dinle nasıl açıklarsınız.Kürt sorununu barış yoluyla çözmeye kalkan hükümeti zor duruma sokmaya çalışan güçlerin oyununu görmek gerekir.Hemen şimdi en yakın zamanda barışı hızlandıracak adımlar atılmalı, Alevilerin sorunlarını çözecek reformlar gündeme gelmeli, AİHM’ nin kararına uyularak zorunlu din dersleri konusu her kesimin onaylayabileceği duruma sokulmalı. Toplumun içine kama sokulabilecek yarıklar kapatılmalı.

        101 günden beri IŞİD’in elinde rehin tutulan konsolosluk görevlileri serbest bırakıldılar, ülkelerine ve ailelerine kavuştular.Geniş bir kesim bu sorunun barışçı yolla çözülmesine sevindi.Burada Kılıçdar’oğlunu da kutlarım, işte uygar olmanın tipik bir davranışı. Bazıları ne diyor; IŞİD’e ne verdiniz, elinin körü. O 49 kişiden birisi senin oğlun, kardeşin olsa aynı sözü söylermisin.Barış girişimi için o çevreler de; aynı sözü söylediler.Rehineler orda ölsemiy di, Kürt savaşı devam mı etseydi, açık açık söylesenize, hiç utanmanız arlanmanız yok mu, SİZ KİME AİTSİNİZ!.

  • Abone ol