2013 Newrozunda Diyarbakır’da okunan mektupla başlayan çözüm süreci  son olaylarla tıkanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.Taraflara bakarsan bu sonucun müsebbinin kendilerinden kaynaklanmadığını ileri sürüyorlar.Tek tek dinlediğinde iki tarafında haklı yönlerinin olduğunu görebilirsin lakin bunun sorunun çözümüne katkı sunmadığı gibi ayrışmayı daha da derinleştireceği meydanda.Birisi diyor ki; “Biz 40 yıldır savaşıyoruz 400 yılda savaşırız. Diğeri de “Biz barışa mecbur değiliz” gibi açıklamalar.Arkadaş 400 yılda savaşsanız sonunda barış yapmak zorundasınız tarihte savaşın sürgit  devam ettiği görülmemiştir.Eğer ülke yönetiminden sorumlu isen sende barışı yapmak zorundasın; sana insanlar barış yapacağına inandığı için oy verdiler.Bunun lamı cimi yok, çünkü savaşın devamı demek hayatın yok olmasını istemek demektir.O nedenle politika duygularla, önyargılarla yapılmaz.Gerçek hayat adamın suratına çarpar, ancak o zaman ayılırsın ama iş işten geçmiş olur, olanda canım insanlarımıza ve ülkemize olur.Masayı devirmek anlık iştir ama masayı deviren masanın altında kalır, bir daha da belini doğrultamaz.

Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana iki temel sorunu çözümsüzdü.Birisi Kürt sorunu, diğeri de Alevi sorunu.Uzun yıllar dipfrizde kalan donmuş et misali gibi kimse dokunamadı, dokunmak isteyenler de pişman edildiler.Artık Türkiye bu sorunlarını çözmeden Dünya devletini bırak bölgesel devlet bile olamaz.İlk defa bir başbakan Hacıbektaş’a giderek Alevi atandaşlara sesleniyor; Cemevi, zorunlu din dersleri, Madımak müzesi konusunda görüşlerini belirtiyor, laiklik konusunda yeni perspektifler öne sürüyor ve Alevilerin en büyük acısı olan Kerbala olayı ile Dersim katliamını özdeş kılan açıklamaları Alevi toplumunda heyacan yaratırken Sünni kesimde de sorgulamaların başlamasına yol açarak, bu sorunun en kısa sürede sonuçlanması için düğmeye basıldığı görülmekte.

 Bu iki temel sorunun varlığından beslenenler, çözüm sırasında elleri bağlı duracaklar değil herhalde, durmadıkları da görülüyor.Geziyle başlayan olaylar 17-25 Aralıkla devam edip son olarak 6-7 Ekim olaylarıyla doruğa ulaştı.Ama şu açıkca görüldü ki; dış medyada piyasaya sunulanlar aynı anda bize de servis yapılarak muazzam bir algı operasyonu gerçekleştiriyorlar.Lakin hem dışarıda hem içerde ülkede iç savaş çıkarmak için o kadar çok çaba safediyorlar ki; bir türlü beceremediler.Unuttukları Türkiye halkı eski halk değil, artık bu numaraları yutmuyor ve öyle açıklamalar yapıyorlar ki aptal olsan bile uyanırsın.Neymiş;” Devletin geleceğini düşünenler ve seküler güçler sorumluluk alsın”mış,”İç savaş sürecinden geçmeden Türkiye’ye demokrasi gelmezmiş.”Bu ülkede Türkler, Kürtler,Aleviler yani tüm etnik,dini ve mezhepsel kimliklere devlet adil bir şekilde davranırsa gerçek demokrasi o zaman hayat bulur.Bunu da yapmak zorundayız, başka çaremiz de yok.

    

  • Abone ol