Çocukluğum eşkıya hikayeleri dinleyerek geçti, Köroğlu’ndan tut, Torlak Kemal'e, Yörük Ali'ye, çevremizden Eyri Ahmet'e kadar. Uzun kış gecelerinde dinlerken eşkıya olur, sonucunu görünce de iyi ki eşkiya olmamışım diye sevinirdim.12 Mart öncesi sol adına bir takım eylemlere girişen gençlere kasabanın bıçkınları da destek verip yere göğe sığdıramazlardı, ne zaman darbe oldu, devlet terörünü görenler bu sefer gençlere küfür etmeye başladılar. Gençler iyi niyetliydi lakin gençlerin sırtını sıvazlayanların amaçları başkaydı. Bunlardan bir tanesi kitabında açıkça itiraf etti; bizler bu gençlere bomba attırdık diye. Bugün de PKK'lılara yalvarıyor silahları bırakmayın diye. Darbeciler kendileri bir iki yıl hapis yatarak paçalarını kurtarırken onlarca genç öldürüldü ve binlerce genç de hapislerde çürütüldü.12 Eylül öncesi başka bir senaryo sahneye kondu; 12 Mart öncesi oluşturulan ülkücü guruplar solculara karşı harekete geçirilerek kamplaşma yaratıldı, kontrgerillanın eylemleriyle kaos ortamı yaratılarak cuntaya iktidar tepsiyle sunuldu. Peki ne oldu; sağda ve soldaki gençler kırıldı, milyonlarca insan boş yere acı çekti. Bu telef olanların hepsinin alt sınıftan olması rastlantımı acaba.

        Hadi dün için bir takım ideolojik gerekçeler ileri sürebilirsin, doğruluğu yanlışlığı bir yana. Ama günümüzde; dün ileri sürülen tezlerle insanın mutluluğunun sağlanamayacağı kanıtlandı. Peki ne yapacağız adalet, barış, özgürlük ve iyi yaşama isteklerimizden vaz mı geçeceğiz; asla peki buna nasıl ulaşacağız, tek bir yolumuz var, o da demokrasi, demokrasi, demokrasi. Böyle söyleyince çevreden, medyadan bu halkla mı diye sesler gelmeye başladı. Evet arkadaşlar demokrasiyi beğenmediğiniz bu halk getirecek, zaten demokrasi demek halkın yönetimi demektir, yani katılımcı, çoğulcu, bireyi eksenine alan anlayıştır. Eğer bu yapılamazsa oluşacak tüm yönetimler baskıcı ve vesayetçi olacaklardır. Ya bu, ya bu başka yolu yok.

     Demokrasinin olmazsa olmaz tek koşulu şiddeti ve terörü reddetmesidir. Demokrasi ve terör yanyana duramaz, terör azarsa demokrasi yok olur, demokrasinin geliştiği zamanlarda ise terör kendine alan bulamaz. Bazı dönemlerde şu an içinde olduğumuz gibi kırılma dönemlerinde bazı güçler egemenliklerini sürdürebilmeleri için var olan iktidarı yıpratacak diye terör hareketlerine cepheden karşı çıkmadan demokrat duruşu sergilemekten kaçınıyorlar. Doğru iktidar yıpranıyor, bu belki birilerine siyasi umut verebilir, lakin demokrasi yok olacak, bir avuç baronun egemenliği kurulacak, bu gün siyasi iktidara küfredenler, biz ne yaptık da bu hale geldik diye pişman olacaklar ama iş işten geçmiş olacak. Ben kendi adıma 1980 öncesi Demirel dönemine küfrederken, Ecevit dönemini beğenmezken, cunta döneminde bunu yaşadım.

     AK Parti iktidarına karşı olanların haklı oldukları bir çok nedenleri vardır, benimde itirazlarım var. Yalnız bu iktidardan kurtulmanın yolu seçimlerdir, başka yol arayanlar demokrasi düşmanlarıdır, ülkemizin çıkarlarına göz koyanların işbirlikçilerdir. Bu nedenle demokrasi dışı her türlü harekete karşı tavır koymak zorundayız. Ama maalesef yıllardır medyadan tanıdığım bazı insanlara ne oldu demek istemiyorum, ne olduklarını artık gizleyemeyecek duruma geldiler. Şu sözlere ne demek gerekir. Yıllarca teröre karşı çıkmış aydın bir gazeteci abim "Umurumda değil. Beni eylemin nasıl sonuçlanacağı değil, eylemin ne olduğu ve neye hizmet edeceği ilgilendiriyor". Bu bir kere eylem olamaz, silahı masum bir insanın başına dayayacaksın ve katledeceksin buna nasıl eylem dersin, bu tam bir cinayettir ve terördür. Neye hizmet eder, hiçbir zaman demokrasiye hizmet etmez. Terörün tek bir amacı vardır, insanlarda korku ve yılgınlık yaratarak ülkenin yönetilemez hale getirilmesidir.

        Son olarak AK Parti nefretini şimdilik bir kenara koyunuz, iktidara karşı acımasız muhalefetinizi yapınız, iktidara gelmek için ittifaklar oluşturun, yeni projeler üretin (2 emekli maaşı vereceğiz sözü bile kitleleri hareketlendirdi) halkı ikna edin ve iktidara gelin, ama siyasi iktidar devrilsin de ister tren devirsin, ister Tır devirsin anlayışına prim verilmemeli. Peki iktidarın yapacakları yok mu? Olmaz olur mu; en büyük sorumluluk onda, kutuplaşmayı artıracak söylemlerden vazgeçmeli, halkın yargı konusunda bekledikleri davaların hızlı bir şekilde sonuçlanması için önlem alması. (Hırant Dink, Gezide ve 6-7 Ekim olaylarında yaşamını yitirenlerin davaları) Seçimlere kadar demokratik adımlara hız verilmesi. Mesela bunlardan en önemlisi Alevi ve Kürt sorununda can alıcı politikalar üretmesi gerekir. Birde Türkiye partisi olacağım sözünü veren HDP'nin bu konuda daha geniş kitleleri kapsayacak, kutuplaşma yerine uzlaşmayı ve barışı öne alan yaklaşımlara daha fazla yer verecek projeler üretmesi barajı aşmasında büyük rol oynayacaktır, ayrıca HDP'nin barajı aşması Erdoğan'ın önünü tıkamasından ziyade demokrasinin zaferi olacaktır. Demokrasinin gelişiminden bir partiyi tek başına sorumlu tutmak siyasi sorumluluktan kaçış demektir.

       Mehmet Selim Kiraz'ın babasının, Özgecan Aslan'ın ailesinin ifadeleri herkese ders olacak düzeyde. Ayrıca Berkin Elvan'ın ailesinin feryadını da unutmayalım. Şunu da yazmadan geçemeyeceğim; bizim geleneklerimizde ölüye saygı duyulur, artık o kişi yaşamda ne yaparsa yapsın, öldükten sonra artık o kişi değildir. Olayın sıcaklığı ile kimse ses etmedi ama ben değineyim istedim.

  • Abone ol