Türkiye cumhuriyet tarihinin en zor dönemlerini yaşıyor. Derlerdi ya; üç tarafımız denizlerle 'dört  tarafımız düşmanlarla çevrili'. Gerçi devletlerin düşmanları ve dostları zamana göre değişir. Dün dost bildiğin, bugün rakibin olabilir veya tersi de olabilir. Üzerinde yaşadığımız coğrafya hem bereketli, hem de netameli. Bu tesbitimiz bugüne has değil, yüzyıllar boyu bu topraklarda egemen olma uğruna çok canlar telef olmuş. Bugün de insanlar yaşamlarını kaybediyorlar. Yalnız bugünü iyi tahlil etmek istiyorsak; dünü çok iyi bilmemiz gerek. Çok eskilere gitmeye gerek yok, 100 yıl öncesine dönüp baktığımızda bazı olayların bugünde aynen yaşanıyor gibi bir izlenime kapılabilirsiniz.

          Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasıyla birlikte, onun yerine onlarca devlet kurulmuş, bunların çoğu da yapay devletler, sınırlar cetvelle çizilmişçesine, kah kabileye dayalı, kah mezhebe dayalı, emperyal devletlerin himayesinde varlıklarına izin verilmiş ve sürekli hem kendi içlerinde, hem de birbirleriyle sürekli savaş halinde olan, her zaman da emperyal devletlerin hakemliğine muhtaç durumdan kurtulamamışlar. Bu topraklarda 1923 de Osmanlı bürokrasisinin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ulus devlet olma mücadelesi vererek bugünlere kadar gelmiş, bayağı önemli mesafeler de katetmiş. Düne kadar içe kapanmış, ekonomisi zayıf, darbe anayasalarıyla yönetilen, demokrasi açısından eksiklikleri olan bir nevi üçüncü dünya ülkesi iken, son yıllarda yapılan reformlar sayesinde artık bu bölgede ben de varım demeye başlamasıyla birlikte sorunlar daha da arttı.

            Ulus devletin olmazsa olmaz ideolojik kalıpları artık gelişen ekonomiye, ülkenin sosyolojik yapısına, çok kültürlü ve çok çeşitli etnisite içeren yapısına cevap verecek yapıdan uzak ve elbise artık dar geliyor. İçerdeki bu sıkışıklık, dış politikamız da önemli bir handikap olarak karşımıza çıkartılıyor. Osmanlı'dan Cumhuriyete miras olarak bırakılan Kürt sorunu maalesef ülkemize can, mal ve zaman kaybına neden olmaktadır. Son günlerde yaşanan terör olaylarının sona erdirmek için toplumun her kesimine büyük sorumluluklar düşmektedir. En başında da PKK'ya görev düşmekte, Kürtleri haklarını savunuyorum diyorsa; ilk yapacağı eylem silahlarıyla birlikte yurtdışına çıkış yapmasıdır. Bunu yapmadığı sürece en fazla zararı Kürtlere verdirmiş olur. Gerçi 5 Şubat günü Mardin'de açıklanan Master planı gelecek açısından umut verici lakin; silahlar susmadığı sürece yapılacak reformlar hedefine ulaşmakta zorlanacaktır.

        Yeni bir anayasa çalışması yapacak komisyon ikinci toplantısını yaptı. Ana muhalefet partisi lideri 'Darbe anayasasını değiştireceğiz' diye bir yandan demeç verirken, bir yandan da bizim kırmızı çizgimiz olan 4 değişmez maddeye kimse dokunamaz diye çıkış yaparak yeni anayasanın önünü tıkamış oluyor. Aslında bu değiştirilemez hatta değiştirilmesi için teklif dahi edilemez maddeler darbecilerin koyduğu maddelerdir. O zaman demezler mi; bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.

       Geçenlerde bir TV kanalında anayasa tartışmaları sırasında; 1973 de seçilen Fahri Korutürk'ün ismini kimse hatırlayamadı, 1980 de aylarca meclis cumhurbaşkanını seçemedi, darbe gerekçesi olarak da öne çıkartıldı. Gerçi bizde hiçbir zaman parlamenter sistem tam anlamıyla uygulanmadı.

       Ülkemizde tam demokrasiyi hayata geçiremediğimiz için önce şunu soruyoruz; bizi kimi yönetecek, aslında sormamız gereken soru; biz nasıl yönetileceğiz olmalı. Peki nasıl olmalı; her türlü insan hakları anayasal güvence altına alınmalı, yasama güçlü hale getirilmeli, yargı tarafsız olmalı, yerel yönetimlere yetki verilmeli. Bu şekilde yapılacak anayasa tüm yurttaşları kapsayacak ve bizim birliğimiz için çare olacaktır.

       Sizi biraz geriye götürmek istiyorum.2004 yılında 'Yerel Yönetimlerin Güçlendirilmesi' konusunda yapılan yasa da bakın neler var.

      1-Adalet,güvenlik,istihbarat,dış politika, eğitim ve diyanet dışında tüm görev ve yetkiler yerel yönetimlere verilecek.

       2-Merkezi yönetim maliye konusunda sadece hazine, dış ticaret, gümrük hizmetleri ile piyasaya ilişkin ise düzenleme görev ve hizmetlerini yapacak.

        3- Kanunlarda yalnızca merkezi idareye bırakılmayan konularda yetki tamamen yerli yönetimlerin olacak.

12 yıl önce yapılan bu önemli reform hangi gerekçeyle veto edildi biliyor musunuz; 'Üniter yapıyı tehdit eder'. Bugün maalesef bırak üniter yapıyı korumaktan geçtim ülke dar bir boğaza sokulmak istenmekte. Geliniz bu badireyi yeni bir anayasa yaparak atlatalım. Kalın sağlıcakla.

  • Abone ol