Son günlerde katı atıkla yatıyoruz, katı atıkla kalkıyoruz.Gına geldi filan demeyeceğim, peki ne diyeceğim; Bu konuda şimdiye kadar yazılan, çizilen ne varsa onları ortaya çıkarıp konuyu anlamaya çalıştım.Hani bazen konunun en canlı yerinde birisi araya girerek, canım eskiden bu sorun mu vardı diye söze limon sıkardı ya, ben onu da yapmayacağım.Gerçi çöp sorunu oldum olası kentlerin en önemli sorunu olagelmiş ve olmaya da devam ediyor.Geçmişte Mamak ve Ümraniye'deki çöp sorunu gündemi bayağı meşgul etmişti.Büyük kentlerde bu sorun üç aşağı beş yukarı çözümlendi diyebiliriz.Gerçi Düzce’nin Sesi gazetesinde yazıları yayınlanmaya başlayan yazar arkadaşım Mehmet Keleş'in anlattığı İsviçre'nin Cenova Kantonunda ki kadar olmasa da.

Düzce Belediyesi de vahşi depolama usulü yerine modern katı ve sıvı atık depolama sahası yapılmaya başlıyor.Bakanlık izin vermiş ÇED raporu vermiş,İSKİ olumlu görüş vermiş, buna karşılık açılan bir dava sonunda;mahkeme İSKİ'nin geçmişteki yönetmeliğine bakarak,ÇED raporuna bakmadan kapıya kilit vuruyor.Ne demişler 'Şeriatın kestiği parmak acımaz'.Gerçi dava sonuçlanmış değil, yapılan itirazlar sonunda dava devam ederek olumlu sonuçlanabilir veya eksiklikler varsa yeniden düzenlemeler yapılabilir.Peki bu patırtı bu gürültü ne oluyor.Neden sorunlarımızı sakin ve aklı başında tartışarak çözmüyoruz.Neden en küçük meselede buradan nasıl bir kazanç sağlarız düşüncesiyle olaya yaklaşıp, işleri karmaşık hale dönüştürüp, taraflar arasında zayıf olan köprülerin daha da zayıflamasına yol açıyoruz.Belediye Başkanı sayın Keleş;"ben meseleyi CHP il başkanına konu ile çok açık net bilgi verdim,sayın genel başkan bana da sorabilirdi, hatta yanına da çağırabilir, olayın teknik bir arıza olmadığını, mahkemenin bir madde nedeni ile karar verdiğini öğrenebilirdi" diyor.

Aslında şunu rahatlıkla söylemekte beis görmüyorum, 1984 yılından bu yana 7 kere yerel seçim yapılmış, geçmiş başkanların da hakkını yemeyelim ama, sayın Keleş'in yöneticiliğinde Düzce kendine gelebilmiş ve ayakları üzerine dikilebilmiş.Pekala; hiç mi yanlışı, eksiği yok, olmaz mı, bir evi, bir iş yerini yönetirken bile eksiklerimiz, yanlışlarımız olmuyor mu?. Fakat politikacılar değerlendirilirken yalnız hatalarına bakılmaz, yaptıkları olumlu işlere bakılır, hangisi ağır basarsa, ona göre puan verilir.Bu konu, Ana Muhalefet partisinin genel başkanının buraya kadar gelerek gündeminin birinci sırasında yer vermesine gerçekten üzüldüm.Türkiye'nin en temel meselelerini çözmek için elini taşın altına koymaktan kaçın, Güneydoğuda kan gövdeyi götürürken terör hareketlerini mazur göstermeye çalışan milletvekillerine durun ne yapıyorsunuz deme, Düzce'de sanki bir felaket varmışçasına çıkartma yap, adama demezler mi; "Attığın Taş Ürküttüğün Kurbağaya Değmez".Aslında ben Kılıçdaroğlu'ndan şu sözü duymak isterdim, Düzce'de çevreyi savunuyorsa, doğayı korumak istiyorsa,hava kirliliğine karşıysa, YIĞILCA'da yapılacak çimento fabrikasına hayır demesini.İşin kolayına kaçarak AK Parti'li belediye başkanına yüklenmek kolay, sırf oy hesabı nedeniyle heybedeki büyük turpu görmemezlikten gelirseniz, çevreciliğiniz aynı anayasa konusundaki çelişkili halden kurtulamazsınız.Hava kirliliği konusunda maskeli basın açıklaması yapan il yöneticilerinden ve milletvekillerinden tek cümle duymadık.Gerçi AK Parti'li milletvekillerinden de duymadık, bekliyoruz.

          Uzun zamandır basına da yansıyan Düzce'yi yönetenler arasında birlik ve beraberliğin olmadığı, kısır çekişmelerin yaşandığı, parti içinde, milletvekilleri arasında gerekli uyumun olmadığı söyleniyor.Hatta Vali beyin gideceği fısıltı halinde dillendiriliyor.Bunun temelinde ne yatıyor biliyor musunuz; yönetim sisteminin çağ dışılığı, niye mi; yöneticileri bizler seçmiyoruz, bu nedenle kimse kendini riske atmıyor, herkes kendini seçen kişi ve kuruma yaranmak için çaba sarfediyor.Dar bölge seçim sistemini getir, seçilen milletvekilini o zaman gör, bir daha ki seçim için nasıl çalışıyor.Artık milletvekillerinden eskisi gibi iş takibi yapmasını beklersek, esas yapacakları yasama görevini de yapamazlar.Velhasıl kelam; bu anayasayla bu ülke yönetilemez durumda, darbe anayasasına karşıyım diyenlere, hadi gel yeni anayasa yapalım dediğin zaman; benim kırmızı çizgilerim var diyor, kardeşim memlekette kırmızı çizgi mi kaldı.Hala 70-80 yıl önce dikilen elbisenin ölçülerini, bugün de kullanmaya kalkıyorsun, darbecilerin koyduğu maddeleri savunup, darbeciliğe karşıyım dersen, bu ne lahana turşusu, bu ne perhiz derler.

Kalın Sağlıcakla.

  • Abone ol