Uzun zamandır Düzce'nin politik havası bayağı hareketli geçiyor.Hareket, bereket getirir derlerse de, bizdeki hareketlilik bereketten ziyade polemik, karalama, kof propaganda ve ilişkileri yıpratacak sonuçlara verimsiz yani bereketsizliğe neden olmakta.

          Katı atık konusunda sayın Kılıçdaroğlu'nun Düzce'ye gelişi konunun ulusal medyaya taşınması, ayrıca bu fırsattan yararlanmak için oluşturulan Caps'ların sosyal medyada yayına sokulması, sayın Keleş'i yıpratmak için atılan adımlardı.Eğer muhalefetinizi popülizm üstüne kurgularsanız; bir anda saman alevi gibi parlar, kısa süre sonra alevden eser kalmaz.Sağolsun bu alevi parlatan da, söndüren de sayın Kılıçdaroğlu oldu.Geçen yazımda da belirttim; Türkiye'nin birinci sorunu Düzce'nin atık sorunuymuş gibi bir imaj yaratıp, ardından 16 milyarı ben veriyim yıkın bu tesisi diyerek alevi sönümlendirdi.Ardından da parti yetkilisi 'Başkanım öyle demek istememişti' diye düzeltme yoluna gidince ne saman kaldı, ne alev.Peki hiçmi yararı olmadı; oldu, peki ne oldu; Düzce'de Ak Parti örgütünün üzerindeki ölü toprağından kurtulmuş oldu.İşin ilginç tarafı gazete manşetlerine bakarsanız;'AK Parti İl yönetimi Keleş'e sahip çıktı'.Ne demek bu; demek ki şimdiye kadar yeteri kadar sahip çıkmamış olmuyormu.Efendiler; Keleş'e sahip çıkarsanız Düzce'ye sahip çıkmış olursunuz, bu sözüm muhalefet partileri için de geçerlidir, çünkü yapacağınız her olumlu eleştiri sizin hanenize artı olarak geri döner.Bugün Keleş gelir, yarın saçlıeş gelir.Baki kalan Düzce'dir.

        AK Parti il başkanı Hikmet Keskin'nin gazetemize verdiği röportajda dikkatim şu cümleye takıldı."Siyasetle uyumlu olan, bizim iktidarımızda bizimle uyumlu çalışacak, liyakatlı olacak, çalışkan olacak müdürler istiyoruz." Olması gereken de bu, çünkü yöneticilerin aksaması veya performanslarının yetersizliğinin faturası doğrudan iktidar partisine kesilir. Bu nedenle il müdürlerinin seçimi önemlidir.Yalnız son günlerde kamuoyunu meşgul eden, bir 'Sivil Toplum' kuruluşunun yöneticileri, ilimiz müdürlerinden birisinin görevden alınmasını ve hatta Düzce'yi terketmesini istemesi karşısında; şu söz aklıma geldi."Kraldan çok Kralcılar".Bir ülkede yeteri kadar demokrasi işlemiyorsa, iktidara yaslananlar kendilerini zamanla iktidarın üzerinde görmeye başlarlar, biz olmasak iktidara gelemezdiniz paranoyasına kapılır,sağa sola hükmetmeye başlarlar.Hem kendilerine hem de destekledikleri hükümete zarar verdiklerinin farkında olmazlar.Bırakın herkes kendi işini yapsın, eğer bir bürokrat işini tam yapmıyorsa sizin muhatabınız, o kişiyi oraya getiren parti örgütü olmalıdır Bu şekilde davranılırsa yapılan denetim de hedefine ulaşmış olur.

       Gerçi hafta başında kutlanan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle; ülkemizin her yanında gösteriler, toplantılar, paneller, konferanslar tertiplendi.Bazılarının dediği gibi kadınlar yılın bir gününde mi anılmalı veya sırf tüketim artsın diye mi böyle günler kutlanıyor gibi yaklaşımlarda bulunanlar da var.Ne olursa olsun; bugün hem dünyada, hem ülkemizde kadınların sorunları masaya yatırılıyor, çözüm konusunda adımlar atılıyor veya atılmaya çalışılıyor, küçümsemenin anlamı yok.Dün Kadınlar Gününü bazı politik çevreler kutlardı, tabii haliyle politik propaganda öne çıkardı, şimdi ise toplumun her kesiminin olaya sahip çıkması demokrasimiz açısından sevindirici.Tüm kadınların geçmiş günlerini kutlarım, umarım kadınlar gününün kutlanmayacağı günlerin yakın olmasını dilerim.

       Son olarak; siyasetimizin gündemini yeni Anayasa yapılması oluşturuyor.Masaya oturmalar, masadan kalkmalar, kırmızı çizgiler, vazgeçilmeyen maddeler vs. Peki bizler aşağıda bu konular hakkında nasıl bilgi sahibi olacağız.Başta siyasi partiler, Baro,sendikalar, odalar ve diğer STK'lar neden bir türlü bu alanda üstlerine düşen görevleri ıskalıyorlar.Devletle aramızda yapacağımız sözleşmenin nasıl bir metin olması gerektiğini, bizleri bilgilendirmek sizlerin asıl göreviniz değil mi.Kalın Sağlıcakla.

  • Abone ol