Haftada bir gün yazdığım için; olayların sıcağı sıcağına yazılarım denk düşmüyor.Gerçi bazı olaylar var ki; bunların sıcaklığı uzun sürer ve önemlidir.Geçen hafta cumartesi günü Düzce CHP İl Başkanına yapılan saldırı gibi. Osmanlı Torunları adı verilen derneğin başkanı ve iki arkadaşının saldırısına uğrayan sayın Zekeriya Tozan beye öncelikle geçmiş olsun dileklerimi sunarken, yapılan saldırıyı şiddetle kınıyorum.Yapılan bu saldırı ani bir öfke sonucu spontane gelişen bir olay değil, buna karşılık toplumda sindirme, yıldırma ve korku üretmeyi amaçlayan planlı proğramlı bir organizasyon, olayın duyulmasıyla bu saldırının arkasında AK Parti'nin olduğunun algısı yaratılmaya çalışıldığını görüyoruz.Zamanında ve yerinde AK Parti'li yöneticilerin ve milletvekillerinin gösterdikleri tepkiler oluşması düşünülen gerginliği ortadan kaldırdı.CHP genel merkezinden gelen milletvekilleri ve Kılıçdaroğlu'nun da duyarlılık göstermesi konunun ulusal boyuta taşınmasına neden oldu.Yalnız gösterilen tepkilerin ana hedefi AK Parti'nin olması ve şiddete hamilik yapıyor propagandası kamuoyunda destek bulmadı.Yalnız ilimizdeki parti  yöneticilerinin demeçlerindeki dile ve üsluba titizliklik göstermeleri gerekiyor.Şiddet ve terör örgütleri gergin ortamı sever, böyle dönemler onların barındığı ve gelişme gösterdiği zamanlardır.Onun için aman dikkat diyorum.CHP üst yöneticilerine de bir sözüm var; Düzce'de haklı olarak tepki gösterdiniz, ama Diyarbakır'da hendek ve çukur kazanlara da 'Arkadaşlar' sıfatını kullanırsanız; şiddete karşı gösterdiğiniz tepkiyi toplumun önemli kesimi samimi bulmayabilir.Ayrıca sayın Deniz Baykal'ın bu konuda daha önce verdiği söyleşilere bakarsanız, Düzce'ye de yalnız gelmesi ve yaptığı analize bakılırsa olayların vehameti hakkında uyarıları dikkat çekici.

     Bir kaç günden beri basının ana konusu Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan'ın ABD gezisi.Ne inciler döktürdüler, yok efendim karşılama yapmamışlar, Obama görüşmek istemiyormuş, bilmem şu kadar kuruluş mektup yazmış, hatta hatta hastalanmış, yok efendim tutuklanacakmış gibi aslı astarı olmayan dedikodular üreterek sözde Erdoğan'ı yıpratmaya çalışıyorlar.Bunlar hiç akıllanmayacaklar, böyle yaptıkları sürece sayın Erdoğan daha da güçleniyor, bu zavallılar da marjinalleşiyorlar.En kötüsü de demokratik muhalefetin önünü kesiyorlar ve demokrasiye zarar veriyorlar.Hiç utanmadan sıkılmadan ABD'ye yalvararak Erdoğan'a yüz vermeyin diyorlar, bilmiyorlar ki ABD aptal ve duygusal politika yapmaz,çıkarına kim gelirse onunla çalışır, Erdoğan'ı karşısına alırsa biliyor ki; Türkiye'yi karşısına almış olacaktır.Bizde ki müzmin anti Erdoğancılar sırf Erdoğan zarar görsün de,Türkiye ne olursa olsun diyorlar. Daha düne kadar toplumda saygın yerlere sahip olanların düştüğü konuma bakınca, akla' ne oldum deme, ne olacağım de' sözünü getiriyor.

         Dikkatimi çeken CHP Genel sekreterinin anayasa ile ilgili demeciydi.Ne diyor; "bizim bu anayasa ile bir sorunumuz yok" demesi, tamda anayasa tartışmalarının gündemde olduğu şu sıralarda, söze gelince bu anayasaya karşıyız,bunu değiştirelim diyen genel başkanlarına rağmen.

      Son olarak değinmeden geçemeyeceğim bir konu da Karaman'daki Ensar yurdunda yaşanan taciz ve tecavüz vakası. Yapılan bu insanlık dışı, daha da ağır sözcüklerle kınamak istediğim yüzkarası olayı lanetliyorum.Yalnız maalesef her olayda olduğu gibi, bu olaya da, ne yapıldığının önüne geçilmek suretiyle kurumlar yok edilmek istenirken, bu kurumlara politik olarak yakın olan kuruluşların hedef alınması, olayların çözümü konusunda politikaların üretilmesine engel olunmakta.Yani kasap et derdinde, kuzu can derdinde hesabı.Buradan iktidarı nasıl hırpalarız mantığı ile yaklaşılıyor.Aklı başında yıllarca gazetecilik yapmış, neyin ne olduğunu apaçık bilmesine rağmen utanma ve sıkılma yaşamadan sayın bakanın konuşmasından üç kelime seçerek 'Bir defadan bir şey olmaz' sözcüğünü dillendirmelerine ne diyelim.Bizim orda bir söz vardır; 'ar damarı çatlamış insanlardan korkulur'.Peki bu durumda sorumlu olan yalnız sapık öğretmen mi?.Bu tür kurumlar da görev alanların ince elenip sık dokunması gerekmiyormu, rehber öğretmenler görevli değilmi, yoksa kol kırılır yen içinde kalır mantığı maalesef devam ediyormu?.Yurtlar  yeniden gözden geçirilmeli, ailelerle ilişkiler sıklaştırılmalı, psikologlara aylık periyotlarla tarama yaptırılmalı.Çok iyi gözlem yapılırsa o travmayı yaşayan çocukların tesbit edilmesi hiç de zor olmasa gerek.Gerçi o duruma gelinmesine fırsat verilmemeli.Yalnız sağımızda solumuzda bu sapkınlıkları yapanlara  karşı da net tavır almadığımızı görüyorum.Kalın sağlıcakla.

  • Abone ol