Düzce Kent Konseyi Kadın Meclisi tarafından bu yıl ikincisi yapılan Düzce Otları Festivali nedeniyle bu çalışmada görev almış başta yönetici kadınlar olmak olmak üzere tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum.Bu festivalin kalıcı olması için çaba gösteren yerel yöneticileri de kutlarım.Gördüğüm kadarıyla Düzce halkının festivale sahip çıkması da bir o kadar takdire şayan bir hareket.

    Bu konuda bir internet haber sitesinde sevgili arkadaşım Ulviye Dikmen'in tespiti gerçekten harikaydı.Ne diyor Ulviye Hanım; "Çoktan unutulmaya yüz tutmuş kültürlerimize sahip çıkmalıyız.Nasıl oluyor da fark etmekte bu kadar zorlanıyoruz." İşte esas mesele burada yatıyor.Uzun yıllar modernleşme adına bize ait ne varsa geri plana atıp, bizimle uzaktan yakından ilişkisi olmayan bir takım değerleri benimsemeye başladık, lakin üstümüze giydirilen bu elbiseler vücut hatlarımıza göre yapılmadığı için her zaman üzerimizde eğrelti durmuştur.Sakın yanlış anlaşılmasın; insanlığa ait evrensel değerleri kastetmiyorum.Genelde kültürel değerlere ve tarihsel kurumlara karşı bakışımız yabancılaştırılmış.Bu da nerden kaynaklanıyor; aşağılık kompleksinden kurtulup kendimize gelememekten.Artık bu anlayış geniş toplum kesimleri tarafından kabul görmüyor.Ulaşım ve iletişimin gelişmesiyle farklı kültürleri tanıma ve inceleme, ekonomik gelişimle beraber yaşam düzeyinin artmasıyla birlikte düne kadar varlığından utandığımız değerlerimizin insanlık dünyasında yerinin olduğunu görmemiz, kendimize güvenmeyi beraberinde getirmiştir.Bu gün artık otumuza sahip çıkmanın ne anlama geldiğini görmekteyiz.Ne diyor yazarımız;"Tarihten gelen bereketin öyküsü, bugünün öyküsüyle birleşince bak o zaman neleri başarıyoruz."

        Salı günden bu yana Türkiye ilk defa yaşanan siyasi bir değişimi tartışıyor.Sayın Erdoğan'dan sonra AK Parti'nin başına geçen ve Başbakan olan sayın Davutoğlu 22 Mayısta olağanüstü kongre kararı alarak başkanlıktan ayrılacağını, tekrar aday olmayacağını açıkladı.İlk defa yaşandığı için, ne oluyoruz, nereye gidiyoruz soruları ortalıkta dolaşmaya başladı.Hatta düne kadar Davutoğlu'na her türlü hakareti edenler bile birden Davutoğlu'cu kesilerek Erdoğan'ı hırpalamaya başladılar.Ama nafile, her iki liderde bu ayrılığı çok zarif bir şekilde başararak bekledikleri krize meydan vermediler.Özal'da, Demirel'de yaşananlardan önemli ölçüde ders alınmış.Hatta bugün buraya geldiysek, 27 Nisan e-muhtırası sayesinde.İlk defa cumhurbaşkanı halk tarafından seçildi, bir nevi başkanlık sistemine geçişin ilk adımı atıldı.O gün muhtırayı alkışlayanların, bugüne itiraz etme hakları yoktur, olmamalıdır.Ne demişler bir musibet bin nasihatten iyidir.

        Tarihte baba oğlunu, oğul babayı, kardeş kardeşi  iktidar uğruna tasfiye etmiştir.Çünkü davul birisinin boynunda tokmak başkasının elinde olursa uyum sorunu kaçınılmaz olur.En küçük işletmede bile yaşanır ki; devlet yönetiminde seçilen 2 kişi olursa haydi haydi yaşanır.Bu sistemin yarattığı bir sorun, o nedenle insanlarımızı boş yere harcamadan herkesten yararlanacak bir sistem kurmak gerekiyor.Geçmişte demokrasi bilinmezken yaşanan trajik olayları artık günümüzde yaşamadan ama aynı zamanda kültürümüze de sahip çıkarak yeniliklere doğru kulaç atma zamanı geldi, geçiyor.

         Rus Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bakın ne diyor; 'Ne yazık ki Türkiye'de hükümetin öyle ya da böyle Osmanlı İmparatorluğu'nun eski gücünü geri getirmek gibi bir çaba içine girdiğini ya da en azından bu izlenimi yaratmaya çalıştığını görüyoruz'. Peki ne yapmalıydık içimize kapanıp sağa sola avuç açarak, boyun bükerek, gelen gidene ağam mı diyeydik. Geçti bunlar, sen kalkıyorsun sınırımıza yakın yerde Suriye'de üs kurup yerleşiyorsun, bize taciz uçuşları yapıp gözdağı veriyorsun, ondan sonra da çok oluyorsun diyerek tehdit etmeye kalkıyorsun.Bugün nasıl otlara sahip çıkıyorsak, değerlerimizin yaşandığı yerlere de sahip çıkmak insanlık borcumuzdur.Sayın dışişleri sözcüsü bunu böyle bil, az kaldı sana ait olmayan yerlerden de çıkma vaktin gelecektir.

     6 Mayıs Deniz Gezmiş,Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edilmelerinin yıl dönümü.Politik tavırlarına hiç bir zaman katılmadım, desteklemedim.Yalnız idam edilmelerinin bir cinayet olduğunu dünde, bugünde haykırdım ve haykıracağım.Üzüldüğüm bir nokta; bu inanmış insanları hala kendi politikalarına alet etmeleri, bugünün gençlerine rol model olarak göstermeleri,üstüne üstlük idamlarına oy verenlerden 90 kişinin kendi partilerinden olmasını nasıl açıklayacaksınız. Generalleri suçlayarak günahlarınızdan arınamazsınız.Hata 12 Mart'ın iki generalinin 1980 öncesi cumhurbaşkanlığı seçimlerinde her iki partiden aday gösterilmesine ne dersiniz. CHP'den Muhsin Batur, AP'den Faik Türün. Bunu söylerken samimi, yurtsever insanların yeri ayrı, esas oyunun senaryosunu yazanlar tepedekiler.Geçmişi unutanlar Demirel'i, Cindoruk'u demokrasi kahramanı yapmaktan utanmadılar, bu üç gencin katledilmesi içinde Kızıldere katliamı tezgahlandı.Bugün sağ olanlara bunları sormadan,sorgulamadan atıp tutmanın anlamı yok.Yazıyı bir notla bitireyim.Kendimi de katarak araştırma yapmadan, tarihi bilmeden yargılamaktan hiç kaçınmıyoruz.Denizlerin idamına oy vermeyenlerden birisi de sayın Erbakan'mış.Kalın Sağlıcakla.

  • Abone ol