Artık günümüzde kendinle ilgili bazı çalışmaların yapılmasını istiyorsan, ben değerliyim,ben üstünüm, ben kimsenin ayağına gitmem, isteyen gelsin beni bulsun, tanısın deme hakkımız yok.Bir iş adamının sözüydü galiba; şirket gelirinin önemli bölümünü reklama yani tanıtıma ayırması gerekir demişti.Çünkü kendini tanıtmazsan, seni yanlış tanıtanların bilgileriyle tanınırsın.Düzce uzun yıllar böyle tanındı, hatta böyle tanınmasına da kendisi yardım etti dersem yanlış olmaz.

        Ankara ve İstanbul'a 2 saat uzaklıkta olması en avantajlı özelliği olmasına karşın, bu özelliğini iyi değerlendiremedi.Uzun yıllar ilçe olarak kalması, iki deprem yaşaması, il olması nedeniyle yöneticilerin deneyimsiz ve üretken olmayışı, kısa süreli görev almaları istikrarlı bir yönetim oluşamadı.Yerel yönetimlerinde yükünün fazla olması da ayrı bir problem.Milletvekilleri arasındaki uyum sorunu da eklenince istenen verim alınamadı.Ancak yeni yeni Düzce kendine gelmeye başladı.Yöneticilerin ve siyasilerin arasında yaşanan dayanışma sonucu bazı adımların atılmasına yol açtı.12-13-14-15 Mayıs günlerinde Ankara'da yapılan Düzce Tanıtım Günleri bu ortak çalışmanın ürünüdür.Bu konuda emeği geçen başta Vali beye, Belediye Başkanına, milletvekillerine ve diğer kurum yöneticilerine teşekkür ediyoruz.Umarım bu çalışmalar semeresini verecektir.

     Gerçekten çok iyi bir çalışmayla Düzce hafta sonları tatil beldesi olarak Türkiye'de sayılı yerlerden birisi olabilir.Yaylaları, tarihi eserleriyle, mesire alanları, denizi, gölü, barajı, şelaleleriyle, raftingi ve Motor Krosuyla turizm konusunda atılım yapacak kapasiteye sahip, yeterki buna yöneticilerimiz ve Düzce halkı inansın.Yalnız Düzce'nin bir özelliği var; yenileşmenin yararına inandığı an tüm gövdesini ortaya koyacak bir yapıya sahip.Bu nedenle toplu bir seferberliğe ihtiyacımız var.Düzce'li olmak ve Düzce'yi seviyorum demek öyle kolay olmamalı, herkes elini taşın altına koymalı.

       Yine Türkiye hareketli günlerden geçiyor, ergenliğini yaşayan delikanlılar gibi.Maşallahı var bu kadar yoğun yaşanırken arıza vermemesi sevindirici.İlk aşamada ne oluyoruz sorusunun arkasından hemen, tamam ya işler yoluna girer merak etmeyin güvenliği devreye giriyor.Bir gün önce AB' ye rest çekerken, bir gün sonra AB tavrını değiştiriyor.Başbakan görevinden ayrılma kararını veriyor, kısa süre ne oluyor sorusunun arkasından sanki başbakan gideli yıl olmuş gibi bir hava esiyor.Ana muhalefet lideri başkanlığa geçersen kan dökülür diyor, etrafındakiler canım onu demek istemedi diyerek konuyu soğutmaya çalışıyorlar.Geniş bir kesim ise canım Kılıçdaroğlu bu istediğini söyler önemi yok diyerek konuyu geçiştirir.Bazılarıda bu konuşma bize kaç puan getirir hesabı yapar.

      Bir yandan Reis bizim, Hoca bizim diyenlere karşılık, her ikisinin etrafındaki danışman ve gazeteci takımı mevzilerinden acımasızca saldırılarını sürdürüyorlar.Bütün bunlara sebep 1923 yılında kurulan Cumhuriyetin demokratik cumhuriyete dönüşmesinin sıkıntılarını yaşıyoruz.Bakın demokrasi var demedim, demokrasinin kurumlaşması  öyle kolay ve rahat olmamış, insanlar bedel ödemişler, bizler de bedel ödemeden demokrasinin değerini anlayamayız.Yalnız bu görev iktidar partisine düşmez, tüm parti,dernek,sendika ve odalara da düşer.Çözüm süreci sırasında demokrasi ve barışın değerini anlayan Kürt kardeşlerimiz şiddet politikasına karşı net tavır koyamayan HDP'ye karşı desteğini çekti.Ayrıca PKK'nın bir takım küresel güçlerle olan ittifakını onaylamadı.Kendilerine anti emperyalist diyen çevreler ilginçtir; bu küresel güçlerin içerdeki uzantıları durumuna düşmekten hiç rahatsızlık duymadılar. Onlara da hayırlı uğurlu olsun demekten başka ne diyebiliriz.Kalın Sağlıcakla.

  • Abone ol