Son günlerde sanki 15 Temmuz yaşanmamış, 241 demokrasi şehidi verilmemiş,2000 den fazla yaralı gazi olmamışçasına, 14 Temmuzdan kalındığı yerden devam ettirmeye çalışanlar iş başında göreve devam.Kısaca biraz geriye gidersek; önce bu bir oyun dediler, darbe kime yarıyorsa o yapmıştır dediler.Tutmadı, darbe karşıtlarını aşağılamak için masum erlerin katilleri olarak lanse etmeye çalıştılar.Zannedersin ki; sokağa çıkanlar sanki darbeci, her gün, her saat yeni bir yalan sosyal medyada dolaşıma sokuluyor, dışarıdan da destek yayınlarla halkın kafasının bulandırma işlemi servise sokuluyor.Bu kadar manipüle edilmesine karşın halk  yalanlara itibar etmedi.15 Temmuz Yenikapı mitingi bu darbe şakşakçılarını şaşkına çevirdi.Bu seferde oluşan toplumsal uzlaşmayı kırmak için içerden ve dışarıdan saldırıya geçtiler.Hatta hatta; ana muhalefet partisi liderine küfre varan sataşmalarla, büyükelçilerin devreye sokulmasıyla masadaki üç ayağından birisi olan Kılıçdaroğlu aksamaya başladı. Argümanları değişmeye; başlangıçta Fetö terör örgütü derken, ‘canım o medyada bağımsız proğram yapan kişiler de vardı’ diyerek Fetönün yayın organlarının kapatılmasına karşı çıkmaya başladı.Bir yandan Suriye çıkartmasına karşı çıkarken, güvenliğimizi sağlamayalım mı sorusu karşısında çelişerek Suriye politikasına destek vermesini nasıl izah edebiliriz.

       Geçen haftanın tartışma konusu II.Abdulhamit’di. Neymiş Osmanlı’nın çöküşünü hızlandıran politikaları sayesinde kaçınılmaz sona getirmiş, despot, diktatör,Kızıl Sultan olarak aşağılanan padişahla, Erdoğan arasında benzerlik varmış, o da Türkiye’yi parçalamaya ve yok etmeye götürüyormuş.Hemen toplum iki kutba ayrılıverdi.Zaten eğitim sistemimizde; Abulhamit için tek bir kelime olumlu söz bulamazsınız.Bizler de bu şekilde öğretildik, ne zaman o dönemle ilgili kitaplar piyasaya çıktı, neyin ne olduğu öğrenilmeye başlandı.33 yıl ülkeyi parçalanmadan yönetmesi ve ayrıca ilk defa batılı kurumların bu dönemde kurulması, kızların okula gönderilmesi kararının alınması önemlidir.Hiç mi yanlış politikaları olmamış mı?. Olmaz mı; meclisi kapatması, basını kontrol altına alması, sansürün sert bir şekilde uygulanması gibi.Tevfik Fikret’in; Abdülhamit darbeyle yıkılıp yerine İttihatçılar iktidara el koyunca, sözde özgürlükler gelecekti derken daha sert politikalar karşısında, ‘Abdülhamit’e haksızlık etmişiz’ demesi önemli.Tarihte her siyasinin ayrı bir yeri vardır (Darbeciler hariç) olumlu yanlarıyla, olumsuz yanlarıyla bizim geçmişimizdir.Birileri onları göklere çıkartırken, birilerinin de yerin dibine batırmaya kalkmaları bizi bir yere götürmez.Her ikisinin ortak yanı; o gün de, bugünde küresel güçler için varlıklarını kendileri  tehlike olarak görmeleridir.Yok edilmelerini farz olarak görmeleridir.Bu nedenle Abdülhamit’i darbeyle yok ederlerken,Erdoğan’ı da darbeyle yok etmeğe çalışmaları rastlantı olamaz.Birisi İmparatorluğu ne pahasına olursa olsun korurken, diğeri de Türkiye’yi dünya devleti yapmak için mücadele etmesi bu güçlerin işine gelmiyor.

  • Abone ol