Mit krizinden bu yana Türkiye’de sular bir türlü durulmuyor. Sürekli operasyonlar düzenliyorlar. Biraz geriye gidecek olursak; gezi olayları Arap Baharı’nın sahneye konulmasından başka bir şey değildi. Arkasından 17-25 Aralık yargı darbesi yapıldığı zaman bir takım tapelerle olayın gerçek yüzü karartılmaya çalışıldı.Yıllarca AK Parti iktidarını ülkeye şeriat getirecek diye suçlayanların, Irak’ta oluşturulan DEAŞ örgütünün eylemlerini ‘İslamcı Terör’ adıyla piyasaya sürerek ve Türkiye’yi bu örgüte silah yardımı yaptığını ileri sürmeleri işin boyutunu değiştirdi. Hatta DEAŞ’in Rojava’ya kadar gelişine ses çıkarmayanların Rojava savunmasını Devrim diye sunarak PYD’lileri kahraman gibi göstermelerinin nedeni şimdi apaçık ortaya çıkıyor. O zamanda denilmişti; ABD nerede ‘Devrim’ yapılırken yardım etti. Bakıyorum o günün şarlatanlarına Rakka’dan DEAŞ’li teröristleri PYD-ABD işbirliği ile çıkartılırken ağızlarını bıçak açmıyor. DEAŞ’in canlı bombaları Ankara’da, G.Antepte insanları katlederken katil devlet diye bağıranlar unutulmadı.15 Temmuz darbesine kontrollü darbe diyen Fetö’nün ağzını kullananlara ne diyelim. Son olarak Norveç’te yapılan Nato tatbikatında M.Kemal Atatürk’ün ve R.Tayip Erdoğan’ın düşman profili olarak resimlerinin konulması karşısında yek vücut tepki gösterilmesini takdirle karşılarken, iki gün sonra CHP’li yöneticilerin bunun Erdoğan’a yarayacağını düşünerek anında çark ettiler. Hatta daha da ileri giderek bunun Erdoğan tarafından yaptırıldığını bile ileri sürme rezilliğini göstermekten kaçınmadılar.En sonda ABD’de açılan Rıza Sarraf davasında ABD’yle işbirliği yapmayı da ihmal etmiyorlar.

     23 Kasım’da Soçi’de yapılan üçlü zirveyle artık Suriye’de oluşacak yeni politikaların bu ülkeler tarafından sahneye konulması başta ABD ve diğer batı ülkelerinin hoşuna gitmedi. Mit tırlarını günlerce dillerine dolayanların PYD’ye verilen binlerce ton silahları görmezlikten gelmesi hangi ahlaki kritelere sığdıracaklarını göreceğiz bakalım.

      Artık iş öyle bir noktaya doğru hızlı bir şekilde akıyor ki, insan şu soruyu sormadan edemiyor.Aynı Kurtuluş Savaşı sırasındaki gibi; ya işgalcilerden yanasın,ya da işgale karşısın.Başka üçüncü yol yok.Bundan Erdoğan’a niye destek verelim anlamı çıkmaz.Sırf Erdoğan kaybetsin derken Türkiye’nin kaybetmesine yol açtığınızın farkında değilmisiniz?. Artık net olmak zorundasınız. Herkes aklını başına alsın, bu ülke hepimizin başka gidecek yerimiz yok.Son pişmanlık fayda etmez.

                       EN BAŞARILI ÖĞRETMEN

12 Eylül darbesinden sonra oluşturulan Öğretmenler Günü nedeniyle basında ve görsel medyada öğretmenlerle ilgili haberlerden geçilmez artık.Canım öğretmenim,cicim öğretmeni güzellemeleri v.s. Ben başka bir haberden bahsetmek istiyorum.Trabzon’un Dernekpazarı ilçesinde 19 yıl görev yapan R.G.S ismindeki öğretmenin diploması sahte çıkmış.Görevinden ihraç edilmiş ve hakkında dava açılmış.Bakın savunmasında ne diyor. “Öğretmenlik mesleğini çok seviyorum. Çok pişmanım. Devleti zarara uğratmadım. Ama çok çalıştım.Rapor kullanmadım. Sicilim başarılarla doludur. Meslek hayatımda çok başarılı oldum”. Bu sözler karşısında söylenecek bir şey bulmakta zorlanıyorum. Bu kadına mı kızayım,yoksa 19 yıldır görev yapıp başarılı olarak ödüllendiren yöneticilere mi?.Aklıma yıllar önce gazetelere verilen bir ilan geldi. ‘Öğretmen olmak istemiyorsanız dershanemize gelin’. Yıllarca mektupla telefonla öğretmen yetiştiren bu sistem yıllarca istihdam ettiği öğretmenin diplomasının sahte olduğunu yeni öğreniyor.Yazıklar olsun. Devleti zarara uğratmadım diyor. Be hey! kadın devleti uğratmadın, çocuklara uğrattığının zararı ne olacak ve kim ödeyecek.

        Sayın Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın Düzce’ye bir takım vaatlerde bulunması ve son olarak ders saatlerinin 30 dk.ya indirileceğini duyurması sevindirici, umarım sistemde köklü ve kalıcı reformların hayata geçirilmesi konusunda adımların atılmasıdır.

       Eğitimde sorunların bu kadar yoğun olmasına karşın Öğretmenler Günü nedeniyle eğitimci arkadaşlarımı kutluyorum.Kalın Sağlıcakla.

  • Abone ol