İnsan ne kadar gizlemeye çalışsa da içinde nefret ve kin taşıyorsa yüzüne yansımasını engelleyemez. Psikologlarca incelenmesi gereken bir durum gerçekten; eğer nefret duyduğun kişi yanı başında veya aynı ortamda isen vay haline, çünkü içindeki nefret duygusu seni iliklerine kadar sarar sarmalar ki, hiçbir zaman olumlu şeyler düşünemezsin. Hatta o kişiye karşı nefretin arttıkça, onu yok etmek için elinden geleni yapmaya çalışırsın. Hatta doğru olduğuna inansan da ona zora sokacağını düşünerek olmadık yalanları peşi sıra sıralarsın. Söylediğin yalan, daha büyük yalanın habercisidir artık. Maalesef Türkiye siyasetinde bu anlayış yıllardır devam ettirilmekte. Adnan Menderes için; öğrencileri kıyma makinesinden geçirip toz haline getirdiler yalanını söylemediler mi?. Doğrumuydu hayır ama hiç kimsede bunlar yalan demedi hatta bu yalanın üzerinde tepindiler. Sonunda darbeciler kazandı, demokrasi kaybetti, daha doğrusu halk kaybetti. Bu ülkede 40 yıla yakın siyaset yapan Erdoğan içinde yıllardır habire yalanlar üretiyorlar.Her yalan fos çıktıkça  daha büyük yalan üretiliyor. Aslında kendileri de biliyorlar, amaç halkın nefret etmesini sağlamak. ABD’de Sarraf davası başlarken kamuoyunu ayağa kaldıran Man adası olayı gibi. Neden bunları yazdım derseniz, Mesut Yılmaz’ın oğlunun cenaze törenine katılan Erdoğan’ı görünce Kılıçdaroğlu’nun yüz ifadesine bakarmısınız. Psikologlar bu fotoğrafı analiz edeceklerdir gerçi; ben de sıradan bir vatandaş olarak bu fotoğraftan ürktüm. Çünkü bu kişi sıradan bir kişi değil, 12 milyon seçmenin oy verdiği partinin başkanı. Onun söylediği her yalanı 12 milyon kişi anında sahipleniyor ve çevresini de ikna etmeye çalışıyor.Sonradan hiçbir şey olmamış gibi yeni bir yalana kadar sessizliğe bürünüyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu’nun yüz ifadesindeki korkuya bakarmısınız?. Erdoğan; sen ne biçim adamsın yalan söylemeye utanmıyormusun demesinden korkuyor. Anlaşılan bu politika 2019 seçimlerine kadar devam edecek.

                     PARKASIZ ERDOĞAN

    1968-1969 yıllarında olacak İstanbul Üniversitesinin ana giriş kapısında devasa bir pankart asılıydı.Aklımda kalan “FİLİSTİN İŞGALİNE HAYIR” sözleriydi. Yine hatırlıyorum ülkenin dört bir yanında İsrail’i protesto eden gösteriler yapılıyordu. Aynı zamanda İsrail’i destekleyen ABD’ye karşı öfke büyüyordu.Genelde o günlerde kamuoyunu hareketlendiren sol gençlikti. O günün hükümeti sade suya tirit hesabından demeçlerle işi geçiştiriyorlardı.İşte Deniz Gezmiş o günlerin öğrenci liderlerinden birisiydi.Politikasını beğenirsin beğenmezsin Filistin davasına sahip çıkıyordu. 6.Eylül.1980 de Konya’da yapılan Kudüs mitingini de Milli Selamet partisi düzenlemişti. Yeşil bayrak açanları partili yöneticiler bile tanımamıştı.12 Eylülcüler darbe gerekçesi olarak kullandılar.O zaman yeşil bayrakları kimin astırdığı ortaya çıktı. Şimdi de KUDÜS bizim kırmızı çizgimizdir diyen Erdoğan Kudüs davasına İslam ülkelerini ayağa kaldırmaya çalışarak sahip çıkıyor. Milli futbolcu Rıdvan Dilmen’de geçmişi hatırlatarak Erdoğan’a parkasız Deniz Gezmiş diyerek Filistin’e  Erdoğan’ın sahip çıktığını söylemesi her iki cenahta kıyametin kopmasına neden oldu.Bir yandan kendine ‘SOL’ diyen çevreler saldırırken, bir yandan da milliyetçi çevreler saldırmaya başladılar.Geçmişin sağcılarıyla, solcuları aynı politikanın iki elemanı oldukları açığa çıktı. Çünkü bu iki kutuplaşmacı anlayış, 12 Eylül’ün alt yapısının oluşmasında önemli rol oynadılar. Bırakın bütün bunları; bugün Deniz Gezmiş’e sahip çıktığını söyleyenler ABD politikalarının taşeronluğunu yapıyorlar. Deniz Gezmiş’e sahip çıkanlar idamlarındaki oylamada partilerinden kaç kişinin EVET oyu verdiğini biliyorlarmı. Ayrıca ABD’ye, Nato’ya karşı çıkıp hiç şiddet hareketine bulaşmamış hatta yollarını onlardan ayıran kanser tedavisi için yurt dışına gönderilmeyen HARUN KARADENİZ’i kimler tanıyor, ondan bahsediyorlarmı ve daha nicelerinden. Ayrıca Ankara’da 7 TİP’li öğrencileri katleden ülkücüler vatansever oluyorda, solcu gençler vatan haini mi oluyor.Herkes biraz sağına soluna baksın da öyle konuşsun.

      Artık bunlar geçmişte kaldı, amacım bir yerleri taşlamak değil. Bu güne bakarsanız dünün sözde azılı solcularıyla, azılı sağcıları birlikteler.Yıllarca GLADYO’yu gizlemek için Madımak’ı şeriatçılar yaktı diyenlerle şimdi kolkolalar. İçişleri bakanlığı zamanında 17.500 faili meçhul cinayetlerin işlendiği bakanla sözde Kürtlerin özgürlüğünü savunanlar birlikteler.Bunlara bir çift söz söylemeyenler Rıdvanı linç ederek günahlarından arınacaklarını mı zannediyorlar.O günahlar sizin peşinizi bırakmayacak ne bu dünyada,ne de öbür dünyada..

                  SAĞDA YOK SOLDA YOK

      Bu kavramlar sanayi devriminin ürettiği kavramlardı. Artık sanayi ötesi toplumların sorunlarını bu kavramlarla çözmek imkansız hale geldi. Onun için kim sağcı kim solcu kolay ayırt edilmiyor.Bu gün FETÖ’yü savunanlara nasıl solcu dersin, ABD’ye çıt çıkarmayıp sözde Kürtlerin özgürlüğünü ABD’yle birlikte sağlayacağını düşünenlere nasıl solcu dersin. Suriye’den savaş nedeniyle yurdumuza sığınanlara nefret duygularıyla yaklaşanlara nasıl solcu dersin. Türbanlı kızlarımızı görüp de onlara penguen diyerek, inanç özgürlüğünü hiçe sayanlara nasıl solcu dersin. DAEŞ’i Türkiye kurdu silahları tırlarla gönderdi deyip ülkemizi suçlayanlara, sonrada Alman hükümetinden madalya alanlara nasıl solcu diyeceksin. Buna karşılık yıllarca Nazım Hikmet vatan haini olarak vatandaşlıktan çıkarılmışken iadeyi itibarı sağlanarak vatandaşlığa kabul eden Erdoğan’a nasıl sağcı diyeceksin. Kürtçenin kamuda konuşulmasını yasaklayan maddenin kaldırılmasını sağlayana nasıl ‘milliyetçi’ diyeceksin. İşsizlik maaşını çıkartan, kadınların çalışma koşullarını iyileştiren kişiye nasıl ‘Şeriatçı’ diyeceksin. Engellilere, yaşlılara, ağır hasta olanlara sahip çıkanlara ne diyeceksin. Hrıstiyanların vakıf mallarını iade edenlere nasıl ‘Şeriatçı’ diyeceksin. Sorma; dün sağcı olarak nitelenenler bu gün ‘solcu’, dün solcu olarak nitelenenler sağcı olmuş. Avusturya’nın ırkçı partisi de İsrail’e destek veriyormuş.Demek ki bu politika küreselcilerin yeni politikası.Kalın Sağlıcakla.

  • Abone ol