Türkiye’nin Afrin’e yaptığı harekat başarılı şekilde devam ederken, sayın Erdoğan’ın  PYD’nin Münbiç’ten de çıkartılacağını söylemesi üzerine ABD’li yetkililer heyetler halinde Ankara’nın yolunu tuttular. Çünkü Münbiç’te PYD ile Amerikan askerleri birlikteler. Eğer ABD askerlerini çekmezse Türk ordusuyla ABD karşı karşıya kalacak. Bu doğrudan doğruya Türkiye-ABD savaşı demek, aslında iki taraf da çatışmadan yana değil, fakat Türkiye’nin bu konuda geri adım atması beklenemez.Türkiye’nin kararlı tutumu karşısında önce ABD Savunma Bakanı emekli General James Mattis ve daha sonra da Dışişleri Bakanı Rex Tillerson geldi. Cumhurbaşkanımız, Dışişleri Bakanımız Çavuşoğlu’yla birlikte Tillerson’la 3.5 saat görüştüler. Görüşmeden pek fazla bilgi çıkmamasına karşın, taraflar arasındaki sorunların çözümü için adımların atılacağı beyan edilmiştir. Türkiye bu konuyu çok titiz bir şekilde takip ederek ABD’nin oyalamasına göz yummayacağını da belirtmiştir. Bu konuda komisyonların kurulması kararlaştırılmış ve kısa sürede çalışmalara başlanacakmış. ABD-Türkiye görüşmesi aynı anda Rusya’nın, İran’ın politikalarını etkileyeceği için diplomatik görüşmeler hız kazanmıştır. Pazartesi günü PYD’nin Esad’ı Afrin’e daveti konuşuluyordu.Bu davet Rusya’nın onayından geçmeden gerçekleşemez. Yalnız kimin ne yapacağı belli değil ama Türkiye’nin ne yapacağı belli, artık Ortadoğu’da Türkiye’de var. Bizim onaylamadığımız hiçbir plan devreye sokulamaz. Amacımız bölgede işgalci bir güç olarak kalmak değil, güneyimizde terör örgütlerinin at oynattığı alanların güvenli hale getirilmesi, bir takım uydu oluşumlara fırsat verilmemesidir. Ayrıca 3,5 milyon Suriyelinin topraklarına yerleştirilmesidir.

                   OLDU MU ŞİMDİ

   Yıllarca demokrasi, özgürlük, eşitlik, insan hakları konusunda, askeri vesayete karşı mücadele eden, TV’de herkesin konuşmaya korktukları konuları masaya yatıran, onlarca kitap yazan, milyonlarca okuyucuya sahip olan Ahmet Altan’ın  seyir defteri, Taraf gazetesiyle (Benim de abone olduğum) başlayan askeri vesayete karşı mücadelesi onu maalesef 15 Temmuz darbesinin destekleyicisi durumuna kadar getirdi. Hatta bir ara hükümetle cemaat arasında bir kapışma yaşanırsa, ben seçilmiş hükümetten yana tavır alırım diyen Ahmet Altan, 17-25 Aralık yargı darbesinden sonra Fetö’nün sözcüsü oldu. Yılların binbir emekle yarattığı Ahmet Altan’ı bir çırpıda yok ediverdi. Halbuki edebiyatçı kimliğiyle çok büyük eserler verebilirdi. Yargılama sonunda Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın aralarında bulunduğu altı sanığa “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. Cumhurbaşkanı danışmanlarından İlnur Çevik’in dediği gibi kantarın topuzu kaçmış gerçekten, gerçi mahkeme süreci tamamlanmadı ama verilen karar vicdanlarınızı rahatlatacakmı. Deniz Yücel’in serbest bırakılmasını anlamak kolayda, bu kararı nasıl anlatacaksınız, oldu mu şimdi, sayın yargıçlar..

               DEĞERLERE SIRTINI DÖNME

       Düzce Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nde çalışırken KHK ile işinden ihraç edilen ve geçtiğimiz günlerde İstiklal Marşı okunurken ayağa kalkmadığı için tepki alan Mimar Alev Şahin ve arkadaşı gözaltına alınıp ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılmış.150 gündür Avni Akyol parkının önünde işimi geri istiyorum diye işten çıkartılması kararını protesto etmekteydi. Şimdiye kadar ne yerel yöneticilerden ve ne de Düzce halkından olumsuz hiçbir tepki de almamıştı.Hatta yer yer şiir dinletisi gibi aktiviteler de yapılmaktaydı. İşten çıkarılma nedeni nedir, ne değildir onu bilemem. Onu ancak yargı karar verecektir. Lakin kamuoyunda yarattığı o hoşgörüyü maalesef yitirmiştir. Yanı başında İstiklal Marşı okunurken sırtını dönerek oturmasının açıklanacak tarafı yoktur. Madem hak arıyorsun, toplumun desteğine ihtiyacın var, o zaman toplumun değerlerine sırtını dönmeyeceksin. Yalnız şunu da belirtmeden geçmeyeyim, bu durumu fırsat bilip Alev Şahin’e sözlü ve fiziki saldıranların da devlete saygıları yoktur. Kimse kendisini devletin yerine koyamaz, koymamalıdır da..Yapılan hareket devleti savunmak değil, bilakis devleti ayaklar altına almaktır. Memlekette polis var, savcı var, hakim var, kimse kendisini bunların yerine koymasın. İstiklal marşı’nı korumanın yolu da bu tür hareketler olamaz, olmamalı. Kalın Sağlıcakla.

              

  • Abone ol