Zaman ne kadar da çabuk geçiyor deriz. Yaşananlar insanlarda derin izler bıraktığı için zaman geçse de unutulmuyor.28 Şubat darbesinin üzerinden 21 yıl geçmiş, gerçi darbelere karşı toplumun bir kısmı hep sessiz kalmış veya destek vermiştir. Çünkü darbecilerin her zaman öne sürdüğü gerekçeleri vardı. 28 Şubat darbesini yapanların gerekçesi de ‘Şeriat’ın gelmesini engellemekti. ‘Laikçiyim’ diyenler  darbenin savunucusu oldular. Tabii bu durum kendiliğinden gerçekleşmedi. Merkez medyanın tamamı günlerce kamuoyunu ‘Şeriat’ gelecek korkusuyla pompaladılar. Bir zamanlar  bu kış Komünizm gelecek korkusunu pompaladıkları gibi. Günlerce TV.lerde Müslüm Gündüz-Fadime Şahin ikilisinin ilişkilerini  gündemde tutarak ‘Şeriat’ propagandalarına malzeme yaptılar. Hatta Ankara’yı ‘zaptetmek’ için bir otobüs dolusu Aczimendi’liyi ikide bir yollara dökerek korku yaratmaya çalıştılar.Günlerce gazetelerde, TV.lerde bunları toplumun gözüne sokarcasına algı operasyonu yaparak emellerine kavuştular. Gazete manşetleriyle, köşe yazılarıyla hergün, her saat işlediler. Dün demokrasi, basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü gibi kavramları katledenler, bugün utanmadan hala hiç bir şey olmamış gibi yazı yazmaya devam ediyorlar.15 Temmuz darbesine kadar hiçbir darbede darbenin sivil destekçilerine dokunulmadı.28 Şubat darbesinin oluşmasında görev alan  gazeteciler, sendikacılar,politikacılar ve işverenlerinde hesap vermeleri gerekir.Bugün hala darbe mağduru olarak hapiste yaşamlarını sürdürenler var. Bir de darbenin ekonomik ayağı var. Anadolu sermayesi yeni yeni gelişirken ‘Yeşil Sermaye’ denilerek önü kapatıldı, bir gecede milyonlarca dolar el değiştirdi, bankaların içi boşaltıldı. Fetö’cülere alan açıldı.15 Temmuz’a açılan yollar bu dönemde tezgahlandı. 15 Temmuz darbe girişimine doğrudan ve dolaylı destek verenler, 28 Şubat darbesinin mimarları ve taşeronlarıdır. Bugünlerde 28 Şubat davasının sivil ayağının da yargılanacağı söylenmektedir. Kim ne yaptıysa cezasını çekmeli, kimsenin yanına kar kalmamalı.

                     BİR KAÇ GÖZLEM

  O güne kadar İmam-Hatip’li öğrencilerde diğerleri gibi üniversite sınavlarında aynı şekilde değerlendiriliyorlardı. 1999 yılının ortasında çıkartılan kararla İmam-Hatip’li öğrencilerin katsayı puanları yarı yarıya düşürülerek üniversiteye girmelerine izin verilmedi. O yıllarda dershanede çalışıyordum öğrencilerimin yaşadığı travmayı hiç unutamadım. Düşünün hızlı bir yarışmaya katılıyorsunuz, tam yarışın ortasında önünüze aşılmaz bariyer kuruluyor. Yarışı haksız yere kaybediyorsunuz. Darbecilerde merhamet ve insanlık aranmaz zaten..

      Gebze’de dershanede çalışırken müfettişler gelmiş o sırada derste olan türbanlı bir arkadaşımıza kurucu başkan telaşlı, telaşlı aman hocanım hemen saklanın sizi görmesinler diye ricada bulunarak dershanenin kapatılmasını önlemişti. Benim ‘zavallı’ arkadaşım merdiven altında müfettişler gidinceye kadar kalmak zorunda kalmıştı. O manzara karşısında köle ticareti zamanında kaçan köleler aklıma geldi. Aşağılık  bir durum, devlet insanına nasıl bunu yapar.

     Son olarak da; öğrencilerle birlikte Adapazarı’ndan kalkıp Abant İzzet Baysal üniversitesini ziyaret ederek, öğrencilerimize üniversite havasını yaşatıp, öğleden sonra da Abant’da piknik yapmayı düşünerek yola çıktık. Üniversite kapısındaki görevli aramızdaki türbanlıları görünce durun dedi; bu kızlar türbanla içeri giremezler, ya başlarını açacaklar, ya da otobüste kalacaklar deyince hepimiz öfkeyle tepki gösterdik. Hatta görevlinin yakasındaki Atatürk rozetini göstererek bu rozeti utanmadan nasıl taşıyorsun diye de öfkemi kusmuştum. Kızlar alınmayınca bizlerde içeri girmeyip, lanet olsun diyerek oradan ayrıldık. Diyeceğim; anlattığım bu üç örnek aslında basit gibi gözükse de, darbecilerin zihniyetinin ne olduğunu açıkca göstermekte. Dilerim o günleri bir daha yaşamayalım.Kalın Sağlıcakla.

 

            

  • Abone ol