1967 Yılından 2012 yılına kadar eğitim camiasında öğretmen olarak hizmet verdim. O günden bu yana nice eğitim bakanları geldi geçti.Kişilik olarak hiç kimseye diyecek bir sözüm olamaz, lakin hiçbirisi de eğitimde çığır açacak bir reform gerçekleştiremedi. Zaten bir ülkenin eğitim sorununun çözülebilmesi için; öncelikle ekonomik sorunlarının çözülmüş olması şart. Aileyi düşünürseniz alt gelir gruplarındakilerin eğitim harcamaları ile orta ve üst gelir gruplarının eğitime ayırdığı bütçeler farklı farklıdır. Haliyle üst ve orta sınıfların çocukları daha iyi eğitim alırken,alt gelir grubundakilerin eğitim düzeyleri daha düşük olacaktır haliyle. Son zamanlarda ekonomide belirli oranda iyileşme görülmesi eğitimde de iyileşmenin işaretlerini görmekteyiz. Okullaşma oranının %90 ları geçmesi, derslik sayısının artması, sınıflardaki öğrenci sayısının 30 lara kadar inmesi, öğretmen sayısının artması, ders kitaplarının ücretsiz verilmesi,iyileşmenin işaretleri olarak okuyabiliriz. Tabii bu gelişmeler eğitim sorununun çözülmesi anlamına gelmez.

  CB sisteminin ilk Milli Eğitim Bakanı Prof.Dr. Ziya Selçuk beyin atanması hem eğitim hem de genel kamuoyunda heyecan yarattı.Uzun yıllar rahatsız olup da, hastalığına teşhis konulamayan hastalar gibi her doktor yazdığı reçetelerle hastayı iyileştirmek için çalışırken, birisi çıkar tüm ilaçları kaldırıp hastalık bu diye teşhisini koyar ya; Ziya Selçuk Bey’de eğitimde zihniyet değişikliği yapılacak diyerek teşhisini koydu. Sayın Bakanın bazı tespitlerini aktarmak istiyorum.

     -İyi bir M.E.Bakanı bugün için değil geleceği hazırlar.

-Sınavla başarı arasında doğrudan bir ilişki yoktur.

-Öğretmen kendi olgunlaşırsa o zaman yaralı olur.

-Her yeni problem daha önce çözümlenmeyen sorunlardan kaynaklanıyor.

-Demokrasi yeşermezse eğitimde yeşermez.

-Biz nelerde ortağız, bunu tespit etmek gerekiyor.

-Öğretmenin nitelik sorunu var.

-Sistemin tümüyle dönüştürülmesi gereken bir durum. Çok mesafe almışız.Bunu dönüştürmenin zihniyet kısmındayız.

-Bilgiden üretime dönen bir eğitime ihtiyacımız var.

Sayın Bakan, bugünkü sınav sisteminin ne kadar yanlış olduğunu bir örnekle gözler önüne seriyor.”Bir gemide 15 keçi, 20 koyun var, kaptanın yaşı kaç diyor, öğrencilerin büyük bir kısmı 35 diyor, okula yeni başlayansa ne alaka diyor.”Bu sözlere ne demeli.

 Bakanın yaklaşımı karşısında eğitim sendikaları ne diyor diye araştırdım.Bir tanesi en büyük sorun atama, görevlendirmelerde liyakat sorunu derken, bir diğeri de; Laik,kamusal ve bilimsel eğitim sisteminin yaşama geçirileceğinin güvencesi verilmeli diyor.Yani kısaca kimse elini taşın altına koymuyor. Yukarı yapsın biz aşağıdan eleştirisini yaparız mantığı hala sendikalarda devam ediyor. Sayın Bakan bu konuda önemli adımlar atacak ve ilk defa eğitimde devrim yaşayacağız.Tabii; tüm eğitim camiası ve veliler,öğrenciler bakana destek olmalılar.Yoksa Bakan’ın elinde sihirli sopası yok.

     ÖZGÜRLÜK MEYDANI EPEYDİR SESSİZDİ

2010 yılından bu yana arkadaşımızın işyerinin önünde ara sıra buluşur, çaylarımızı yudumlarken günün ülke sorunlarını da tartışırdık. İçimizde her tür görüşe sahip olan, bir nevi Türkiye’nin her rengini barındıran arkadaşlar var. Gerçi uzun zamandır toplanamıyorduk. Yurtdışından gelen arkadaşla beraber olalım gayesiyle toplandık. Herkes ülkeyi nasıl gördüğüne dair analizini yaparken, yurtdışından gelen arkadaşın tespitleri daha da ilgi çekiciydi. Şu sıralarda yaşadığımız döviz sıkıntısının ana nedeni, ekonominin iyi yönetilmediğinden olmadığı, bunun da 17-25 Aralık, Hendek, Çukur ve 15 Temmuz kalkışması gibi operasyon olduğunda karar kılındı. Gerçi bazı dostlarımız 16 yıldan bu yana ülkeyi kim yönetiyor gibi itirazlar gelse de; AK Parti’nin  ülkeyi daha yeni yönetmeye başladığını söylediğimizde itiraz eden olmadı. Belki bazılarına komik gelecek, ama işin gerçeği bu arkadaş, ne zaman Batı’nın her dediği olmadı, ip orda koptu.Çünkü alışmışlardı peki efendime. Hem fikir olduğumuz; ülkede maalesef muhalefetin olmayışıdır. İçimizdeki bir arkadaş bu soruna şöyle cevap verdi.Muhalefet halkın sorunları yerine küresel güçlerin sorunları üzerinde daha fazla yoğunlaşıyor. Dolar yükselişine sevinen muhalefet nasıl halktan destek görür.

         KILIÇDAROĞLU NE DEMEK İSTEMİŞ

 24 Haziran’dan bu yana CHP’de sular durulmadı, habire kazanlar kaynıyor. Genel Başkan İnce’ye güvenmiyorum derken, İnce’de Genel Başkan yalan söylüyor diyor.Kılıçdaroğlu bir gazeteciye bakın neler demiş; “Seçim gecesi Muharrem Bey’i aradım, süreci birlikte yönetelim dedim. Ama Muharrem Bey buna yaklaşmadı.” Peki sayın Kılıçdaroğlu; seçim gecesi sürecinde ne yapmak istiyordun. İş bitmiş, İnce’nin dediği gibi ‘Adam’ kazanmış sokaklara mı çıkacaktın yoksa,kaos mu olsun istiyordun. Nasıl da niyetini açık ettin.Yoksa İnce’nin dediği şizofrenlerle mi beraberdiniz. Bu konuda hem siz, hem İnce açıklama yapmak zorundasınız. İnce bu teklife hayır dediği için mi güveniniz sarsıldı.Sayın Kılıçdaroğlu; gerçi size de ne CHP kamuoyunun, ne de Türkiye kamuoyunun güveni kalmadı. CHP milletvekili Dursun Çiçek bakın ne diyor; yerel seçimlerde HDP’nin PKK ile bağlantısı olmayan kişileri aday gösterebiliriz.Bak sen; aday olacaklardan nüfus kağıdı falan isterken birde Kandil’den kişinin PKK’yla ilişkisi yoktur belgesini mi isteyeceksiniz. O zaman HDP’de PKK’lıların varlığını kabul etmiş olmuyor musunuz. El adama demez mi? Atatürk’ün partisi PKK’lılarla nasıl işbirliği yapar? Kalın Sağlıcakla.

  • Abone ol