Türkiye, tarihinde birkaç sefer ekonomik krizler yaşadı. 1994-2001 krizinin yarattığı tahribatlar hala akıllardan silinmedi.2013 yılından bu yana ülkemizde yaşanan siyasi krizlerle sonuç alamayan güçler, küresel ve ulusal güçler arasında yaşanan finans savaşlarının yarattığı ekonomik politikalar ülke ekonomimizi de olumsuz etkiledi. Doların kısa sürede 7 TL.ye çıkması ekonomide tehlike çanlarının çalınmasına neden olurken hem içerde, hem dışarıda ellerini ovuşturup, şimdi yaşanan ‘kriz’ Erdoğan’ı da beraberinde götürür diye beklemeye ve kara propagandaya başladılar. Son yaşanan siyasi gelişmelere baktığımızda çok hızlı bir trafikle karşı karşıyayız. Astana, Soçi sürecinde Rusya,İran, Türkiye, Çin yakınlaşması yaşanırken, Trump’un önüne kim gelirse kılıcıyla doğraması karşısında dengeler hiç beklenmedik şekilde değişiverdi. Daha düne kadar AB’de Erdoğan’a diktatör gerekçesiyle konuşmasına izin verilmezken, Almanya’nın olağanüstü önem verdiği gezisiyle Erdoğan’la yeni bir arayışa girmesi anlamlıydı. Ayrıca Hollanda ve Belçika’nın da ilişkileri geliştirmek istemesi karşısında ne oluyoruz, yoksa Türkiye AB’ye mi dönüyor soruları havada uçuştu. Sakın her şey güllük gülistanlık oldu sanmasın. Almanya hala Fetö olayına terör örgütü bağlamında yaklaşmıyor. PKK ile aynı ayarda bakamayız diyor. Gerçi PKK olayında da çok duyarlı değil, artık bu konuda AB’yi zorlamamız gerekiyor.Bizde demokrasi önündeki bazı engelleri kaldırarak AB’nin adım atmasını sağlayalım.Bakalım gelecek neler getirecek.

                    MCKİNSEY’DE NE OLUYOR

       Türkiye yeni sistemin getirdiği siyasi değişimlerle birlikte, ekonomide de bir takım değişimlerin yaşanması söz konusu; Maliye Bakanı sayın Albayrak’ın hazırladığı Dengeleme, Disiplin ve Değişim adı altında uygulayacağı proğram için radikal reformların atılması gerekiyor. ABD ziyaretinde hem Erdoğan’ın, hem de bakanın yatırımcılarla yaptığı görüşmelerde vurgulanan; Türkiye’ye gelin hem siz kazanın, hem biz kazanalım temasıydı. Hatta Erdoğan’ın; siyaset başka, ticaret başka söylemiyle sermaye akışına davetiye çıkarırken ve ilk defa alınan kararla McKinsey danışma şirketiyle anlaşmasıdır. Bu andlaşmayla birlikte bilende bilmeyende ağzına ve kalemine ne gelirse döktürmeye başladılar. Değer verdiğim bir dostumun telefonuyla bu konudan haberdar oldum.Bana sitem edercesine ‘Hani ne oldu ABD’ye saldırırken ABD’li şirkete ülke ekonomisini teslim ettiniz’ derken bayağı keyifliydi. Bu konuda yazılan ve söylenenlere baktığımda dostumun keyfinin fazla sürmeyeceğini gördüm. Söz konusu danışmanlık ekonomi proğramı hazırlamayacak, icra fonksiyonu ya da yetkisi olmayacak. Uluslararası yatırımcıyla-Türkiye arasında köprü olacak, devletin verdiği bilgilerle hazırladığı raporlarla eksik ve yanlışlıkları tesbit edecek,daha doğrusu bakanlıklar arasında uyumu ve işbirliğini sağlayacak öneriler sunacak. Hükümet bu önerileri yapmak zorunda değil, yalnız uluslar arası danışman şirketi olduğu için uluslararasında itibar göreceği kesin, yatırımcılar üzerindeki etkisi fazla olacaktır.   AB’yle ilişkilerin yumuşadığı döneme rast gelmesi tesadüf olamaz. Türkiye’nin güvenilir olduğunu göstermemiz gerekiyor. Kimseden borç istemeden yabancı sermayenin ülkeye gelmesinin alt yapısını hazırlamış oluyoruz. O nedenle bazı çevrelerin yandık, bittik, battık vaveylalarına fazla itibar etmeyin. Ekonomimizin gücü bu sarsıntıyı aşacak güçte, o nedenle kriz bekleyenler boşuna beklemesin. Kalın Sağlıcakla.

  • Abone ol