Yazının başlığını okuyanlar; hayırdır bu da nerden çıktı diye sorduklarını düşünüyorum. Aslında tüm ülke insanlarının özlemini yansıtan bir duygu, bir istem olduğunu söyleyebilirim. Nereden çıktı derseniz, isterseniz biraz geriye gidelim.

      20.YY imparatorlukların sona erdiği ulus devletlerin kurulduğu yüzyıldır. Avrupa’da Cermen, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu, Çarlık Rusya’sıyla birlikte Osmanlı İmparatorluğu da tarih sayfalarından silindi. Yerine ulus devletler kuruldu. Aslında 1.Kasım 1922’de saltanat kaldırılarak Cumhuriyete geçildi, 29 Ekim 1923 tarihinde resmen Cumhuriyet ilan edildi. 1919 yılından 1922 yılına kadar süren Kurtuluş savaşı, başta Osmanlı ordusunun generalleri yani askeri bürokrasinin önderliğinde toplumun tüm temsilcilerinin yer aldığı 1.Meclis ve muhalefetin tasfiye edildiği 2.Meclisin başarılı çalışmaları sonucu kazanıldı.Yani Kurtuluş Savaşı’nın zaferi Anadolu’daki tüm toplum kesimlerinin başarısıdır. Fakat ne yazık ki; her toplumsal dönüşümlerde olduğu gibi silahlı olan güç iktidarı ele geçirir. Kendisine muhalif olanları da tasfiye eder.Cumhuriyet ilanından sonra da Kurtuluş Savaşı’nda görev almış başta Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Refet Bele gibi komutanlar da tasfiye edildiler. Mustafa Kemal’in önderliğinde bir siyasi grup iktidara el koymuş oldu. Cumhuriyet’le birlikte bazı reformlarla Türkiye dizayn edilmeye çalışıldı. Lakin yapılan reformlar toplumun geçmişle bağını koparmaya yönelik olması, batı değerlerinin olduğu gibi topluma giydirilmeye çalışılması haliyle halkla devletin arasındaki makasın açılmasına neden oldu. Gerçi bazılarımız bunu haklı görebilir, o şartlarda başka ne yapılabilir gerekçesine sığınabilir. Hatta iki defa çok partili sisteme geçilmesine rağmen başarısız kalınması bu konuda Mustafa Kemal’in iyi niyetini göstermesi açısından çalışmalar olarak da gösterilebilir. Lakin ne kadar iyi niyet olursa olsun, toplumsal barışın sağlanması için toplumun tüm kesimlerini içine alan yapılar kurulmadığı sürece, insanlar dışlandıklarını düşünmeleri doğal değil mi? Savaşta birlikteysek,iktidarı paylaşmakta neden dışarıdayız sorusu haklı olarak karşımıza çıkıyor.

Uzun yıllar ülkeyi tek başına yöneten iki kutuplu dünyaya geçişle, bizde çok partili sisteme geçmek zorunda kaldık.

             

   İktidarı bırakmak zorunda kalan asker-sivil bürokrasiyle, dönemin eşraf ve tüccar kesimi şaşkınlık döneminden sonra tekrar iktidara gelebilmek için demokrasi dışı kanalları işletmeye başladılar. 1960, 1971, 1980 ve en son olarak 28 Şubat darbelerinin oluşmasına destek verdiler, hem de tek parti zihniyetini topluma zorla giydirmeye kalkıştılar.Bunu yaparken de halkın gözü gibi baktığı Cumhuriyetin değerlerini kullanmaktan da çekinmediler. İşkencelerde, hapishanelerde zorla bunları psikolojik harbin gereği diye erozyona uğrattılar. Kürtlere, Alevilere, Dindarlara, Solculara, Milliyetçilere, Hıristiyanlara ve bilumum azınlıklara baskı uyguladılar. Bu baskıları da Cumhuriyeti korumak için yapıyoruz dediler. Her zaman kendilerine Cumhuriyet düşmanı yaratarak, halkı kamplara bölüp çatıştırarak iktidarlarını devam ettirmeye çalıştılar.Peki ne zamana kadar 15 Temmuz’a kadar.

 CUMHURİYET MEYDANLARDA YENİDEN KURULDU

15 Temmuz kalkışmasına karşı koyan Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Abaza, Boşnak, Roman, Ermeni, Müslüman, Hıristiyan, Sünni, Alevi velhasıl kelam Türkiye’de yaşayan ne kadar etnik, dinsel ve mezhepsel gruplar birleşerek Türkiye’ye sahip çıktılar. Yalnız dediler ki; Cumhuriyet yalnız bir kesimin sahiplendiği bir rejim olamaz, bu ülkede yaşayan her kesimin cumhuriyeti olacak. Kısaca Cumhuriyet bizim olacak!

        Cumhuriyetin bizim olması için devletin demokratik bir yapıya kavuşturulması, tüm anlayış ve düşüncelere devletin aynı mesafede olması, kamuda her kesimin temsil edilmesi şartı yerine getirilecek Ancak şiddet ve teröre kesinlikle karşı olan her tür örgütlenmeye izin verildiği bir Cumhuriyet gerçek çağdaş ve modern ülkeler safında yerini alacaktır. Daha doğrusu hemen hemen herkes bu devlete ve bu Cumhuriyete bizim devletimiz, bizim Cumhuriyetimiz diyebileceğimiz bir yapıya kavuşturulması gerekir.Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan 95. Yılını kutladığımız Cumhuriyet Bayramı mesajı buna işaret etmektedir. “Ülkemizi ‘muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma’ mücadelemizde ileri demokrasi ve güçlü ekonomi yönünde kat ettiğimiz her mesafeyi şanlı geleceğimiz için yakılan bir ışık olarak görüyorum”. Türkiye bu ışığı yakaladı ve bırakmaya hiç de niyeti yok.Işığı söndürmeye kalkışanlara da boşuna uğraşmayın diyorum. İstanbul Havaalanı, 3.Köprü, Nükleer Santrallere karşı çıkanlara da bir çift sözümüz var. Önümüze ülke çıkarlarına karşı çıkmayın, yoksa sizi başka türlü görebiliriz. Kalın Sağlıcakla.

  • Abone ol