Çocukluğumdan bu yana, yani 70 yıla yakın bir süre aynı tezgah piyasaya sürülüyor.İlk defa ‘Ticaniler’ Atatürk’ün heykellerini, büstlerini kırıyorlarmış diye zamanın medyasında boy boy resimler yayınlanırdı.Köşe yazarları bir yandan Şeriat hortladı diye ‘modern, çağdaş’ insanları ürkütürken bir yandan da zamanın hükümetini baskı altına alıp aba altından sopa gösterirlerdi. Şartlar olgunlaşınca da cuntacılar yönetime el koyarak, cılız da olsa demokrasiyi katlediyorlardı. İlk açıkladıkları bildiride de; Atatürk ilkelerinin çiğnendiği, inkılapların yozlaştırıldığı gibi, ülkeye kominizm ve şeriatı getirmek isteyenlerin ülkeyi felakete sürükleyenlere dur demek için yönetime el koyduklarını söyleyip kitlelere saldıkları korkunun meyvesini yerlerdi. 1960 27 Mayıs’da, 1971 12 Mart’da, 12 Eylül 1980 de, 28 Şubat’da hedeflerine ulaşırken halkın çıkarları yerine bir avuç işbirlikçinin çıkarları için yapmadıkları zulüm kalmadı. Ayrıca dışarıya bağlılıklarını da katmerleştirdiler. Söyledikleri sözlerden birisi de Nato’ya ve batı blokuna bağlıyız derken ağa babalarına selam çakmayı da ihmal etmiyorlardı. Zaten iktidara gelen bizim çocuklar değil, onların çocuklarıydı. Yıllarca devam eden bu kısır döngüye, 15 Temmuz’da son verildi.

     Medyayı tararsanız 29 Ekim Cumhuriyet Bayram’ından başlayıp 10 Kasım Atatürk’ün ölüm yıldönümüne kadar olan tarihlerde, elinde baltası, tahrası ne varsa Atatürk heykellerine saldıran kara sakallı, kara çarşaflıların piyasaya sürüldüğünü görürsünüz. Kimdir, nedir, necidir bilinmez aynı anda binlerce ‘Atatürk hayranları’ salya sümük küfürlerle sahne alıp, oradan da mevcut iktidara sallayıp tam bir kargaşa ortamı yaratmaya çalışıyorlar.

    Bu yılda aynı senaryo sahneye konulmaya çalışıldı. Andımız’la başlayıp, Türkçe Ezan’la devam eden tartışma bitmeden Diyanet İşleri Başkan’ının hasta bir tarihçiyi ziyaret etmesi sonucu kıyamet koptu. Neymiş; bu hasta vatandaş Atatürk’ü sevmiyormuş, Atatürk düşmanıymış. Ülke yöneticilerinin uyguladıkları politikaların tamamını her kesim beğenmeyebilir, o nedenle işine gelen beğenir, işine gelmeyen beğenmez. Siyasetin doğasında vardır. Yalnız iftira ve hakaret olmadığı sürece herkes eleştirilebilir. Aslında Atatürk’ü çok seviyoruz diyenlerin Atatürk’e yaptığı kötülükleri kimse yapmamıştır. Öyle ki; Atatürk’ün söylevi, sözleri bu ülkede işkence aracı olarak kullanılmıştır. Yolsuzluk yapanların bir kısmı Atatürk’ü kalkan olarak kullanmaktan çekinmemişlerdir.

     Aslında Aziz Nesin, Kadir Mısırlıoğlu gibi toplumun bazı kesimlerinin tepkisini  çekseler de aykırı  marjinal düşünce ve hareketleriyle toplumun birer rengi olduklarına tolerans gösterebilsek inanın fikir dünyamız daha da zenginleşirdi. Peki ne yaptık Aziz Nesin’in sözlerini bilinçsiz kitleleri ajite ederek derin devletin Madımak katliamında figüran olarak kullanmasına imkan yaratıldı. Aziz Nesin’in yok edilmesine alkış tutanlar baktılar ki; kendi ayaklarına kurşun sıkmışlar. İş anlaşıldı ama iş işten geçtikten sonra, şimdi de Mısırlıoğlu’na karşı Kemalist kitleleri ajite etmeye çalışanlar aynı senaryonun başka bir boyutunu sahneye koymaya yeltendiler. Ne demiş Herakleitos; ‘Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz’ İslam kültüründe de ‘Müslüman aynı delikten iki kez ısırılmaz’ diye çok güzel bir özdeyiş vardır. Bunların hiç geçmişten ders çıkarmadıkları anlaşılıyor. Lakin demokrasiye gönül verenler çok bedel ödedikleri için yeteri kadar ders çıkarttıkları görülüyor. Kaos ortamını oluşturamadıkları için düne kadar el üstünde tuttukları (Fazıl Say) insanlara hakaretler yapmaktan da utanmıyorlar. Kör intikam duygusu bazılarını delirtecek boyutlara ulaşmış mağdur olduk, mağdur olacaksınız tehditlerini savuruyor. Mağduriyetinin aslı; artık toplumda söylediklerinin karşılığı olmadığı için kendini mağdur addediyor. Ne demiş Mevlana Hazretleri; ‘Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni bir şey söylemek lazım’. Kalın Sağlıcakla.

 

    

  • Abone ol