2010’dan bu yana ortalama her yıl ya seçim, ya da referandum yaşadık. 31 Mart günüde yerel seçimler yapılacak. 2023 yılına kadar seçimsiz bir döneme girmiş olacağız. Hesap böyle ama burası Türkiye yarın ne olacağını kimse bilemez. Yurtdışında yaşayan bir dostumun sözü tam bu duruma uygun; ‘Allahaşkına Türkiye’de her zaman gündemdeki konu politika, burada politika çok az konuşulur. İnsanlar seçimde oyunu kullanır, mesele kapanır’. Biz ise; her gün seçim yapılıyormuş gibi günlük politikanın içindeyiz. Fakat yerel seçimlere giderken gördüğüm resim, geçen seçimlerden çok çok farklı. Belki de seçim çalışmalarının daha gürültüsüz olmasından mı, yoksa insanların seçim yapmaktan yorulmasından mı? Bu faktörlerin payı büyük lakin esas mesele, muhalefet partilerinin proje üretme yerine AK Parti’yi ne kadar eritebiliriz düşüncesiyle hareket etmelerini gösterebilirim. Bundan dolayı daha düne kadar yemek masasında bir araya gelmekte zorlananlar yerel seçimlerde gizli kapaklı ittifaklarla seçmen karşısına çıkmaya hazırlanıyorlar. İşler gizli olunca  heybede olmadık yerde yırtıklar oluşuyor, kim daha başarılı olur yerine, yarın başımıza bela olur mu, olmaz mı endişesi hakim olmakta.Milyonluk şehrin adayının listesi ne hikmetse gecikiyor, ne aday, ne de parti üst yönetimi konuyla ilgilenmemişler. Adaylar otobüsde yer değiştirir gibi parti değiştiriyorlar, ben şu partinin adayıyım demekten kaçındıkları gibi, şu aday bizim adayımız diyemiyorlar. Hatta birileri daha da ileri giderek Türkiye’yi siyaseten ikiye bölmekten de kaçınmıyorlar. İşte bu atmosfer içinde muhalefet partileri şaşkınlık içindeyken, seçmenlerinde dün gördüğüm heyecanın eseri yok. Hemen hemen hiç kimse yapılan ‘Millet İttifakı’nı gönül rahatlığıyla savunamıyor. Bu yüzden muhalif seçmenler kararsız, belki de önemli bir kısmı sandığa gitmeyecek.

           Önümüzde 4.5 yıl seçim yok o süre içinde Türkiye umarım normalleşir, Erdoğan’ın dediği gibi bu sürede reformlar gündeme gelecek. Tabii bu arada seçimlerden sonra tüm muhalif partilerde yaşanacak olanların da demokrasiye katkısı olmasını isterim. Çetin Altan’ın bir sözü aklıma geldi. ‘Batı toplumlarında düello geleneği doğu toplumlarında ise pusu kurma geleneği vardır der.. Pusuda bekleyen uyanıklar kafalarını çıkarmaya cesaret edemiyorlar ama, alttan alta hendek kazmaya çalıştıkları meydanda, Gerçi bunlar trenden atlarken bayağı sakatlanmışlardı. Bu saatten sonra oyuna girseler de yapacakları bir şey yok.

              HANİ BİN YIL YAŞAYACAKTI

      Dün 28 Şubat’ın yıldönümüydü. O zaman doğanlar bugün 22 yaşındalar, eğer gazete arşivlerine  göz gezdirip ne olmuş sorusunun cevabını ararlarsa gerçeğin ne olduğunu öğreneceklerdir.

 Bugünkü medya organlarını yandaşlıkla suçlayanların o günkü yayınlarına bakarsanız ne dediğimi anlarsınız. Adamlar açıkca darbenin tezgahtarlığını yaptılar. Bugünlerde de aynı tezgahtarlığa soyunsalar da, dün medyada yalnız onlar vardı ses çıkaracak tek gazete Yeni Şafak’dı. Bugün ise medya tek sesli değil, atlarını oynatamıyorlar. Ne demişlerdi; 28 Şubat bin yıl sürecek. Nerde 28 Şubat’çılar şimdi, darbeciler yargılandı ceza aldılar, yargıtayda 5 yıldır kararın onaylanması bekleniyor. Ama maalesef darbenin beyni durumunda olan medyaya dokunulmadı ne hikmetse galiba 28 Şubat derinden devam ediyor.Umarım gün gelir onunda hesabı sorulur.Kalın Sağlıcakla.

  • Abone ol