AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, “hukuk, demokrasi ve ekonomi reformu” vurgulu göz yaşartıcı konuşmasını yaptığı sırada, bir meslektaşımız için daha hapis cezası kararı çıktı.

"En geniş zeminde, en kapsamlı mutabakatla, kimseyi dışlamadan bu süreci yönetmeyi arzu ediyoruz" diyordu Erdoğan.

Hangi geniş zemin, hangi mutabakat? Kim dışlanmayacak?

Bunlar yabancı yatırımcılara (ve ufukta görünen yaptırımlara) “gel gel” yaparken araya sos olarak konmuş sözler. “AKP-MHP koalisyonuna övgüler yağdıranlar hariç” diyecek hali yok tabii.

Devam ediyor: Türkiye'nin büyümesi ve güçlenmesiyle ilgili fikri, yapıcı eleştirisi olan herkese kapımız açıktır.

Eğer bu sözlerde bir gram samimiyet varsa, ilk olarak haksız yere hapiste olan tüm tutukluların, rehinelerin tahliye edilmesi gerekir.

Ama hayır! Zira “yapıcı eleştiri”den anladığı, yağcılık yapmak, biat etmek.

Türkiye’nin güçlenmesine, büyümesine dair farklı fikirleri değil dinlemek, susturmak için zindana atan iktidarın ta kendisi değil mi?

Kendi Anayasası başta olmak üzere, hukuku yok sayan, en üst mahkeme kararlarını dahi uygulamayan bu iktidar, acaba kimin için bir güvence olabilir?

GÜLEN DİNLEMELERİYLE GAZETECİYE HAPİS CEZASI

Bırakın eleştirmeyi, bırakın dışlanmamayı... Yüzlerce gazeteci, mesleğinin gereklerini yerine getirdiği için, gazetecilik faaliyetleri yüzünden suçlanıyor, yargılanıyor.

Gazeteci Ayşegül Doğan’a 6 yıl 3 ay hapis cezası verdi Diyarbakır mahkemesi.

“Silahlı örgüt kurmak ve yönetmek”le suçlanan Doğan’ın dosyasında bu suçlamayı doğrulayacak tek bir belge yok!

Herşeyden evvel, iddianamede “suç tarihi” 23.05.2018 yazılı. Ancak delil olarak sunulan dinleme ve teknik takip tarihleri, 2010-2013 aralığında yapılmış!

Peki kimse sormaz mı, Gülen cemaatinin dinlemeleri üzerinden yargı dağıtmak nasıl iştir? Bunu hangi “yargı reformu” düzeltebilir?

Kaldı ki görüşmelerden birinin Doğan’a ait olmadığı, bilirkişi raporuyla kesinkes ortaya kondu. (Kısadalga için Doğan ile yaptığım röportajı buradan okuyabilir, dinleyebilirsiniz:)

BİR DAHA 7 HAZİRAN 2015 YAŞANMASIN DİYE

2016’da hiçbir gerekçe gösterilmeksizin kapatılan İMC TV’nin program koordinatörüydü Ayşegül Doğan.

DTK ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne girip çıkması, Erbil’de bir kadın konferansına gitmesiyle ilgili uçak bileti rezervasyonu suç olarak gösterildi!

Barış sürecinin bizzat AKP’ce yürütüldüğü, medyada herkesin –bugün en azılı Kürt düşmanına dönenler dahil- Kürt sorununu konuştuğu, Diyarbakır’da Nevroz’un tüm televizyonlardan canlı yayınlandığı bir dönemdi.

Bugün çoğu siyasetçi, akademisyen, gazeteci, avukat, sivil toplumcu, sırf barış sürecini desteklediği için hapiste. Gayet iyi biliyoruz ki 7 Haziran 2015 bir daha yaşanmasın diye bütün bunlar!

Yani Türkiye demokratikleşmesin, ifade özgürlüğü hiç yeşermesin, bunu aklından geçiren dahi olursa inim inim inlesin diye kuruldu bu “yeni” rejim.

AKP, MHP ve bazı güçlerle anlaşmasının bir mecburiyeti olarak Kürt hareketiyle, Kürtlerle, demokratik güçlerle bir arada görünen herkesi yok sayarak, cezalandırarak var olmaya çalışıyor.

Bunu yaparken, gittikçe daha fazla zorlanıyor. Derin güvensizlik iklimini dağıtmak ve iktidarda kalmak için çareyi, uluslararası yatırımcılara daha fazla imtiyaz sağlamakta buluyor.

AKMHP koalisyonu için en büyük tehdit, demokratik güçler. Fakat “Türk misafirperverliği”ni yabancı şirketlere göstermekte, memleketin taşını, toprağını satmakta beis görmüyorlar.

Erdoğan: “Dünyanın dört bir yanındaki yatırımcılara 'gelin, Türk misafirperverliğinin farkına varın' diyorum. İlgili bakanlıklarımız ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisimizin sizlere gereken her türlü desteği sunmaya hazır olduğunu söylemek istiyorum."

Siz boşverin demokrasiyi, basın ve ifade özgürlüğünü... Gelin yatırım ofisimize, daha neleri ayaklarınızın altına sereceğiz! Kendi vatandaşımızı, entelektüelimizi süründürürken sizin için daha ne reformlar yapacağız!

  • Abone ol