Önceki akşam bütün ülke ekran başında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın salgın önlemleri hakkındaki açıklamalarını beklerken… Erdoğan da bu fırsattan istifade hükümetin icraatlarını ve yaptığı ikili temasları anlatırken… Herkes önlemleri beklese de Cumhurbaşkanı büyük iştiyakla yeni fikirlerini aktarırken… O sessiz bekleyişte pek farkeden olmadı ama icraat kalemleri arasında şunları da söyledi:

Dün (Pazartesi) Külliye'de millet kütüphanesinde gençlerimizle birlikteydik. Ülkemizde artık hiçbir evladımız okul öncesinden üniversiteye kadar her kademede istediği eğitimi almaya sahiptir. Bugünkü (Salı) toplantımızda özellikle sanayi ve Teknoloji Bakanımıza verdiğim talimatlar, endüstri bölgesindeki işverenlerle irtibata geçip gençlerimizin üniversiteyi bitirdikten sonra değil, bitirmeden staja başlaması için kendilerine talimatı verdim.”

Bilmiyorum bakan, bu talimatı aldığında Cumhurbaşkanı’na bu stajların on yıllardır zaten yapılmakta olduğunu söylemiş midir? Yoksa, herşey kökten değiştiği için, eğitimde de Türk modeli getirildiği için; stajlar da artık bu şekilde yapılmıyor da biz mi bilmiyoruz? Cumhurbaşkanı talimat verdiğine göre bir eksiklik olmalı… Öyle ya da böyle; kesin olan bir şey var ki dünyanın en az bir asırdır kullandığı staj modelini biz de en üst düzeyde keşfetmiş bulunuyoruz. Şüphe varsa da bitmiştir… Artık üniversite öğrencileri okurken staja gidecekler, bitirdikten sonra değil… Zaten öyle yapılıyor olması gerçeği değiştirmez; bu büyük bir adımdır.

Bilindiği gibi Türkiye, başkanlık sistemine hızlı ve seri karar almak için geçmişti. 2,5 senedir alınan kararların kalitesi ve neticesini görüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üniversiteli gençler için kararlaştırdığı staj modeli de bu hızlı ve seri karar mantığının ürünüdür. Erdoğan, kütüphanede gençlerle oturup sohbet etmiş, konu konuyu açmış ve sonunda birdenbire staj konusunda bir karar verilmiştir. Bu konudaki uygulamanın ne olduğuna bakılmadan, eğitimciler ve sanayicilerin görüşleri sorulmadan “hızlı ve seri karar” alınmıştır. Hemen ertesi gün talimat verilmiştir. Herşey o kadar hızlı ki bilimsellik, tecrübe, sektörlerin ihtiyaçları, üniversitelerin eğitim kalitesi gibi detaylarla vakit kaybedilmemiştir.

Hızlı ve seri karar çok keyifli bir iş olmalı. Karışan görüşen de olmadığı için istediğinizi kadar hızlı olabilirsiniz. Nitekim, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte yayınlanan 55 kararnamenin 31’i düzeltme kararnamesidir. Yani, hızlı ve seri şekilde kaleme alınıp imzalanan 24 asıl kararnameyi düzeltmek için 31 kararname yazılmıştır.

Mesele şu ki, bazı kararnameler veya staj meselesinde olduğu gibi talimatlar sadece liyakati ve kurumsal tecrübeyi yok etmiyor. Bir ülkede hızlı karar almaya yılda bir veya iki kez ya ihtiyaç olur ya da olmaz. O durumda da bırakın başkanlık sistemini, en zayıf koalisyonlar bile beş dakikada gereken kararı alır. Geçmişte de böyle olmuştur. Acil durumlar dışında bütün kararlar ise uzun çalışmalar ve tartışmalarla, meselenin başı sonu düşünülerek alınmak zorundadır. Bu prensipler dışlandığında; hız adına yapılan işlemler, ağır hukuki ve ekonomik sonuçlara yol açmaktadır. Konunun taraflarını, geleneği, tecrübeyi, zaman içinde ortaya çıkacak sakıncaları ıskalayan ve bir hışımla alınan birçok karar ülkenin üzerine kara bir bulut gibi çökmüştür. Sistem hızlı işliyor gibi görünse de aslında sürekli olarak hata biriktiriyor.

Ekonomideki çöküş tablosu, dış politikada gelgitler, eğitimde yapbozlar ve en nihayet salgında bir türlü dikiş tutmayan önlemler bu karar tarzının sonucudur. Hızlı ve seri alındığı ilan edilen ama aslında sadece kişisel kararlar; hem bugün için yanlıştır hem ülkenin geleceğine fatura çıkarmaktadır.

Tecrübeyi, ortak aklı, geleneği ve kurumsallığı dışlayan Türkiye mezuniyetten geri dönmüş, hala stajyer gibi iş görmeye devam etmektedir.

 

 

  • Abone ol