Öcalan özerklikten vazgeçmediÖcalan “ben özerklikten vaç geçtim” dedi mi? Demedi. Dediği takdirde “vazgeçti” diyebiliriz. Sadece erteledi. Devletle yaptığı pazarlıkta, bu fikri şimdi öne çıkarmama mutabakatına vardı

BDP’ye oy veren Kürtler arasında, “başkanlık sistemini istemeyelim” diye bir tartışma yok. Tam tersi, başkanlık konuşulabilir görüşü var. Öcalan razı olursa, Kürtler başkanlığı destekler

İki kişi çok büyük risk aldı: Erdoğan ve Öcalan. İkisi de istikbalini bu sürece bağladı. Başarısız olursa Erdoğan’ı Yüce Divan’a bile götürmek isteyecekler. Öcalan’ın ise liderliği tartışılacak



NEDEN ENVER SEZGİN

Yakın tarihimizin en ümit verici günlerini yaşıyoruz. Binlerce insanın ölümüne neden olan savaş sonuna gelmiş gözüküyor. Büyük bir sevinç ve heyecan var. Tarihimizde hiç alışık olmadığımız yollar ve yöntemler deniyoruz. Bugüne dek kendi vatandaşına dair her sorunu baskı ve şiddet yoluyla çözmeyi deneyen devlet, ilk kez bir toplumsal sorunu barış masasında siyaset yoluyla çözmeye çalışıyor. Siyasi çözümün yolu, her şeyi açıkça konuşmak, tartışmak ve akla gelen her soruyu özgürce sormaktır. Sorulan sorular ve aranan gerçekler yüzünden baskı görmemektir. Kalıcı bir toplumsal barışa ancak böyle bir özgürlük ortamında ileri demokrasiyle varılabilir. Bakalım barış sürecinin içi demokrasiyle dolacak mı? Yoksa başkanlık sistemi arayışı demokrasiyi ve kalıcı barışı engelleyecek mi? Bu ülkede eksikli demokrasi gene sürecek mi? Bu soruları ve barışa giden yolda karşılaşacaklarımızı önde gelen Kürt aydınlarından ve Yeni Anayasa Platformu’nun kurucularından yazar Enver Sezgin’le konuştuk.



Öcalan özerklikten vazgeçmedi


Tarihimizin en olağanüstü günlerinden birini yaşadık Newroz’da... Abdullah Öcalan’ın barış mesajı bir milyon insanın önünde okundu. Bundan sonra barıştan dönülebilir mi?

Dönülemez. Çünkü bu dönemin en büyük özelliği şu: Halkın barış ve çözüm sürecine desteği çok güçlü. Eğer halkın büyük desteği olmasaydı...


Ne olurdu?

Barıştan dönülebilirdi ama bundan sonra barıştan dönülmesini halk engelleyecek. Halk, otuz yıllık savaşın getirdiği tecrübeler sonucunda, “artık barışın zamanıdır; başka çare yok” kararına vardı. Bugün iki halk da artık savaş yorgunu. İki halk da barış istiyor.


Neye dayanarak söylüyorsunuz bunu?

Biz 2010’da Sivil Anayasa Platformu’nu kurduk. Bir buçuk yıl boyunca Türkiye’yi köyler, kasabalar dâhil dolaşıp 23 ilde 32 toplantı yaptık. Her görüşten, dinden ve kökenden on bine yakın vatandaşla günlerce yüz yüze konuştuk. Kürt meselesinin çözümünü ve yeni anayasayı tartıştık. Bütün bu konuşmaları, binlerce talebi kitap hâline getirip Meclis’e ve siyasi partilere sunduk.


On bin çok yüksek bir rakam. Vatandaşla tartışmalardan sonuç olarak ne çıktı?

İnsanlar, Kürt meselesinin barışçı yoldan anayasa ve yasal değişikliklerle eşitlik içinde çözülmesini istedi.


Peki, şimdi başlayan süreçte barışa hangi aşamalardan geçerek ulaşacağız?

Birinci adım, silahların susmasıdır. İkinci adım, PKK güçlerinin sınır dışına çıkmasıdır. Üçüncü adım, silahların bırakılmasıdır. Ama silahların gömülmesi o kadar kolay değil.


Niye kolay değil?

Çünkü PKK dağa savaşmak ve bazı haklar elde etmek için çıktı. Nitekim Karayılan son açıklamasında, “Biz savaşa da, barışa da hazırız. Bundan sonra savaşırsak daha modern yöntemlerle savaşacağız. Çünkü biz örgüt ve taktik olarak bir üst aşamadayız. Ortadoğu’nun şu anki koşulları savaşmamıza elverişli” diyor.


Murat Karayılan ne demek istiyor?

Suriye ve Irak’taki son gelişmelerle PKK’nin manevra alanları arttı. PKK’nin gücü ve taraftarları arttı. On yıl öncesine göre PKK’yi destekleyenlerin sayısı çok daha fazla bugün. PKK’nin tabanını oluşturan Kürtler savaştan yoruldular, PKK ile devletin oturup barış yapmasını istiyorlar ama... Devlet PKK ile barış yapmadığı sürece de PKK’den desteklerini çekmiyorlar. Bu yüzden barış sürecinin bir plana göre yapılması lazım.


Sizce bir barış planı yok mu?

Bilmiyoruz. Eğer bir plan varsa, bu plan nedir kimse bilmiyor. Sadece Öcalan, Başbakan ve etrafındaki birkaç kişi biliyor. Kandil bilmiyor mu barış planını? Karayılan’ın açıklamalarından bilmediği anlaşılıyor. Karayılan sadece şunu söylüyor. “Önderliğe güveniyoruz” diyor. Eğer bir barış planı varsa, bunu sadece tarafların değil halkın da bilmesi gerekir. Marx’ın ünlü bir sözü vardır. “Anlatılan senin hikâyendir” der. Planın aşamaları ve görüşmeler mümkün olduğunca açık olmalı. Kürt meselesinin çözülmesi için hangi adımların atılması gerektiğini toplum tartışmalı. PKK, silahları ne karşılığında bırakıyor, toplum bilmeli. Üstelik Öcalan’ın Newroz mesajından sonra pek çok şeyi gizlemenin de imkânı yok artık.


Niye yok?

Çünkü Öcalan mesajında şunu demeye getiriyor. “Biz çekilme konusunda devletle anlaştık. Mücadeleyi bırakmak değil, yeni bir aşamaya geçmektir bu. Bu yeni aşama da demokratik siyasettir. Bu aşamada birtakım adımlar atılacak.” Nitekim Öcalan, İmralı tutanaklarında da, “Kürt meselesi anayasa meselesidir” diye açıkça söylüyor. Demek ki barışın aşamalarından biri anayasa! Peki, biz bu anayasayı nasıl yapacağız?


Nasıl yapacağız?

İşte bu bilinmiyor. Kürtleri yok sayan, Türkiye’de doğan herkesi Türk varsayan 1982 Anayasasıyla Kürt meselesi çözülmeyeceğine göre, biz yeni anayasayı nasıl yapacağız? Anadilde eğitimin önünü nasıl açacağız? Bakın... Newroz’un sloganı neydi? Kürtlere statüydü! Yeni anayasada Kürtlere statüyü nereye oturtacağız? Türkiye’de idari yapıyı değiştirmeden, ademi merkeziyetçiliği getirmeden, yani yeni bir anayasa yapmadan Kürt meselesi çözülemez ki!


Anayasa konusuna geleceğim. Önce izninizle şunu sorayım. Öcalan’ın barış mesajının okunmasıyla birlikte Türkiye’de birçok şey değişti. Birincisi Öcalan’ın konumu değişti bizzat. Bundan sonra artık Öcalan siyasi bir lider olarak siyaset sahnesinde rol alacak herhalde. Öcalan’ın bu yeni konumu siyaseti nasıl etkileyecek?

Devlet uzun yıllar Öcalan’ı, “bebek katili” olarak ilan etti. Şimdi devlet, ona yeni bir imaj vermek zorunda. Nitekim hükümet, Öcalan’ın “bebek katili” imajını büyük ölçüde değiştirdi. Çünkü “bebek katiliyle” masaya oturamazdı. Zaten Erdoğan da Newroz mesajından sonra Öcalan’a ilk kez İmralı değil de, Öcalan diye hitap etti.


Öcalan’ın bugün yeni imajı nedir?

Yeni imajı, “barış isteyen siyasi bir kişilik”tir. Şimdi hükümet, bu siyasi kişiliği Türk halkına da kabul ettirmek için çaba sarf ediyor. Newroz’da yaptığı konuşma, tam da buna hizmet eden bir konuşmadır. Öcalan “bebek katili” olmaktan çıkıyor ve meydanlara seslenen siyasi bir figür oluyor. Aslında Newroz’da yayınlana o mesajı milyonlarca insan gözlerinin önüne Öcalan’ı getirerek televizyonlardan canlı olarak dinlediler. Bu şu anlama geliyor. Yarın Öcalan aracı olmadan da halka canlı seslenebilir. Çünkü Öcalan artık barış isteyen yasal bir siyasetçi olarak daha da aktifleşecek ve görünür hale gelecek.


Barışın iki büyük aktörü var. Biri Erdoğan, diğeri Öcalan. Bu iki liderden biri başbakan, diğeri mahkûm... Bu şartlarda Öcalan’ın mahkûmiyeti daha fazla sürebilir mi?

Süremez. Hem kendi ellerinizle Öcalan’ı siyaset sahnesine çekiyorsunuz. Onunla masaya oturup büyük bir barış anlaşması yapmak istiyorsunuz hem de ona, “sen ömür boyu cezaevinde kalacaksın” diyorsunuz. Bu ikisi birarada olamaz. Barış olacaksa Öcalan cezaevinde kalamaz. Nitekim İmralı’da BDP heyetine, “Bu süreç başarıyla tamamlanırsa hepimiz özgür olacağız” dedi. Ayrıca şimiden Öcalan, daha hapisteyken barış isteyen çok önemli yasal bir siyasetçi hâline geldi. Yasa dışı bir örgütün lideri olarak mahkûm ama Türkiye’deki yasal siyasetin bir parçası oldu.


Öcalan ev hapsine mi çıkarılacak?

Bu bir ihtimal. Öcalan’ın yeni rolüyle cezaevinde kalması çelişiyor artık. Ev hapsine çıkmasa bile daha görünür hâle gelecek. Siyasi açıklamaları yayınlanacak. Belki gazeteciler gidip onunla röportajlar yapacak. Bunlar belki televizyondan naklen yayınlanacak. Barış süreci kesilmezse, biz Öcalan’ı evlerimizin içinde görebiliriz. Öcalan kendi kitlesi bakımından zaten meşrudu. Şimdi Türk toplumu ve Türkiye siyaseti için de meşru bir lider, meşru bir siyasetçi oldu.


PKK, Öcalan’ın talimatı dışına çıkabilir mi?

Çıkamaz. Nitekim 1999’daki sınır dışına çekilmede de, son ölüm oruçları sırasında da çıkamadı. Şimdi hiç çıkamaz. Bunun farkında oldukları için bugünkü sürece razı ve tabi olurlar. Çünkü örgütü Öcalan kurdu. Örgütün bütün kodlarını bilir. PKK’nin nerede nasıl tepki göstereceğini bilir. İkincisi, Öcalan’ın şehirlerdeki Kürt halkı içinde büyük desteği var. Bu destek onu örgüt karşısında birkaç misli daha güçlü yapıyor. Zaten Newroz kutlamaları da halkın Öcalan’a olan çok büyük desteğini gösterdi. Öcalan’a karşı çıkan, örgütten ve siyasetten silinir.


Öcalan mesajında Kürdistan dedi ama Kürdistan’ın bağımsızlığı fikrinden artık vazgeçildiğini de ima etti. Kürdistan’ın siyasi konumu ne olacak?

Öcalan, epeydir ayrı bir devlet fikrinden vazgeçti. O, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki Kürtler arasında kültürel, sosyal, ekonomik birliktelikten söz ediyor. Türkiye’de ise demokratik özerkliği savunuyor.


Mesajında özerklik yoktu ama...

Öcalan, demokratik özerklikten vazgeçmedi. Sadece erteledi. Devletle yaptığı pazarlık sonucunda bu fikri bugün için öne çıkarmama mutabakatına vardı. Çünkü Öcalan hiçbir zaman “ben özerklikten vazgeçtim” demedi. Dedi mi? Öcalan “özerklikten vazgeçtim” dediği takdirde vazgeçti diyeceğiz.


Peki, bölgede bir federasyon kurulur mu?

Bu konuda farklı senaryolar var. Mesela Irak parçalanırsa, oradaki Kürdistan federe yapısının Türkiye ile birleşmesi senaryosu var. Irak Kürdistanı birleştiği zaman Türkiye federasyon olur tabii. Aslında federasyon, özerklik, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi hep biçimsel meselelerdir. Asıl mesele şudur. Türkiye’deki ulus-devletin merkeziyetçi idari yapısıyla Kürt meselesi çözülemez. Kürt meselesinin çözülebilmesi için ademi merkeziyetçi bir idari yapının getirilmesi ve insanların karar alma süreçlerine katılarak kendi kendilerini yönetmeleri şart.


Peki, bu süreçte PKK’nın ve liderlerinin siyasi konumu ne olacak? PKK liderleri siyasete katılacak mı?

Katılacak. PKK’nin Irak’a çekilmesi ne anlama geliyor? Türkiye’de bir çatışmanın ve provokasyonun olmaması anlamına geliyor. O zaman toplum rahatlayacak ve biz o süreçte Cemil Bayık’ı da, Karayılan’ı da rahat bir ortamda konuşacağız. Öcalan‘ı serbest bırakacaksak, Karayılan’ı, Bayık’ı neden Türkiye dışında tutalım ki? Onlar da birer siyasetçi hâline gelecekler ve gelmelidirler.


PKK, devlet tarafından resmen kabul edilip muhatap alınarak, kendi açısından büyük bir başarı da sağlamış oldu. Bu başarının siyasi sonuçları ne olacak?

Her şeyden önce Türkiye siyaseti demokratikleşecek. Her şey konuşulur hâle gelecek. Bugüne dek atılmamış adımlar rahatlıkla atılacak. Mesela Kürt siyasetini engelleyen seçim barajı düşürülecek. Ayrıca bu süreçte sertlik ve savaş yanlıları büyük güç kaybedecekler. Siyasetlerini yenilemezlerse yok olacaklar. Bir de bu süreçte sosyal adalet, kadın hakları gibi Türkiye’nin bugüne dek bastırılan diğer sorunları artık öne çıkacak.


Bundan sonraki aşamalarda bir Öcalan- Erdoğan ittifakını mı izleyeceğiz peki?

Evet. Erdoğan’la Öcalan son genel seçimlerde seçim yarışına girmişlerdi. Şimdi ise hem ittifak kurdular hem de yarış içindeler. Önümüzdeki günlerde Başbakan Diyarbakır’a gidecekmiş. Herhalde sadece süreci anlatmak için gitmiyor. Diyarbakır halkıyla da barışmak istiyor. Çünkü milliyetçi söylemlerinden ötürü geçen yıl gerginlikler yaşandı. Bakın... Bu dönemde iki kişi çok büyük risk aldı. Bunlar Erdoğan ve Öcalan. İkisi de siyasi istikballerini bu sürece bağladılar. Başarısız olursa Erdoğan’ı Yüce Divan’a bile götürmek isteyecekler. Öcalan’ın ise liderliği tartışılacak. Bugün bu ikisi barış konusunda müttefikler. Yarın ise siyasette yarışacaklar.


PKK’nın, Öcalan’ın talimatları yönünde sınır dışına çekileceği anlaşıldı. Bu barışı kalıcı kılmak için nasıl bir anayasa yapılacak?

Otuz yıllık savaş, üç kişinin ortak kararıyla barışa dönüşemez. Bu yüzden sadece PKK güçlerinin sınır dışına çekilmesi ve hatta silahların bırakılması barış için çok önemli adımlar ama yeterli değil. Çünkü toplumsal bir barıştan söz ediyoruz. Toplumsal barış için gerçek bir eşitliğin sağlanması gerekiyor. Bu da, yasaların değişmesini ve yeni anayasayı gerektiriyor. Hapishanelerde siyasi düşüncelerinden ötürü kimsenin kalmaması gerekiyor. Bu ülkede Kürt meselesi...


Evet...

Ancak Türkiye demokratikleştikçe çözülür. Barış ancak o zaman kalıcı olur. Ama şu var. Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndan Kürt sorununu çözecek bir anayasa çıkmaz. Çünkü orada yeni bir anayasa hazırlanmıyor.


Bir buçuk yıldır ne hazırlanıyor peki?

Sadece 1982 Anayasası üzerinde tadilat yapılıyor. 1982 Anayasasının ruhu, başlangıç bölümleri ve değişmez maddeleri kalıyor. Bunlar kaldıkça Türk-Kürt eşit olmaz. Dolayısıyla Kürt meselesi çözülemez. Geçenlerde AK Parti’nin Anayasa Komisyonu üyelerinden biriyle görüştük. “Anayasa’nın ilk üç maddesi bizim kırmızı çizgilerimizdir” diyen CHP ve MHP’li üyelere, AK Partili üyeler, “biz de size katılıyoruz” demişler. Bu, yeni bir anayasa demek değildir.


Peki, ne olacak? Barış süreci kesilecek mi?

Anayasa meselesi çözülmezse Kürt meselesi de çözülmez ve barış süreci yarıda kalır. Barış sürecinin sürmesi, yasalarda ve Anayasa’da vatandaşlık tanımı, anadilde eğitim ve yerinden yönetim gibi temel değişikliklerin yapılmasına bağlı. Erdoğan barış süreciyle büyük risk aldı. Öyle görünüyor ki, süreç derinleştikçe AK Parti ile BDP barışı sağlayacak anayasa konusunda ittifak kuracaklar. Bu temel değişiklikleri birlikte yapıp referanduma sunacaklar. Başka bir yol gözükmüyor. Nitekim Öcalan da, “Anayasa BDP’nin işi” dedi. Öcalan, anayasayla ilgili görüşlerini BDP’ye zaten söylemiştir.


Kürtler yeni Türkiye’nin “kurucu ortağı” mı oluyor?

. Devletin demokratikleştirilmesi, Türkiye’deki herkesin devletin yönetimine katılmasıdır Sadece Türkler ve Kürtler kurucu ortak olarak devletin yönetimine katılırsa ve diğerleri dışarıda kalırsa belki Kürt meselesi çözülür ama Türkiye’nin demokrasi meselesi çözülmez. Bu durumda Kürtler yeni sorunlarla yaşamaya devam ederler.


Demokratikleşme olmadan Kürt meselesi çözülürse ne olur?

Kürtlere sadece statü tanınmış olur ve Kürtlerin bölgesinde yeni bir otorite kurulur. 1924’ten sonra Türkiye’nin yaşadığı sorunları bu kez Kürtler kendi bölgelerinde yaşarlar. Farklı siyasetler ve fikirler özgürce yarışamadığı için bölgede adeta tek partili bir sisteme geçilir.


Öcalan’ın yönetiminde mi?

Evet. Çünkü Kürtlere statü tanımak, demokratikleşme demek değildir. Demokratikleşme olmazsa, iyi veya kötü niyetlerden bağımsız olarak orada otoriter bir yapı oluşur sonuçta. Kısacası, Kürtlere statü vermek, Kürt sorununu tam çözmez. Barış, demokrasi adımları atılmadan kalıcı olmaz.


Barış, demokrasinin yolunu açmaz mı?

Şiddet ortamından çıkılacağı için bu barış tabii ki demokratikleşmeye hizmet eder. Zira Kürt meselesi artık tümüyle siyasetin konusu hâline geliyor. Konuşmalar normalleşecek. Karşı olanlar da savunanlar da artık Kürt meselesini siyaseten tartışacaklar. “Ama askerlerimiz ölüyor” demeyecekler.


Öcalan, Erdoğan’ın başkanlığını destekleyeceklerini söylemişti. Öcalan’ın ve PKK’nın muhatap alınmasının karşılığı Erdoğan’ın başkanlığı mı olacak?

Bu, pazarlıklardan biridir. Öcalan, “Erdoğan’ın başkanlığını destekleyebiliriz” dedi. Kürt meselesinin çözümünü başkanlık sisteminin getirilmesine bağlamak yanlış.


Anayasa hazırlığı ne zaman bitecek?

AK Parti ve BDP’nin ittifakıyla bu yıl sonuna kadar barış sürecinin belli ölçüde ihtiyaçlarını karşılayan bir anayasa çıkar. Bu anayasada büyük ihtimalle başkanlık sistemi de olacak. Ama şu var. Biz 2015’teki genel seçimlerden sonra bu ülkede tekrar anayasa konuşuyor olacağız. Çünkü Türkiye toplumunun bütün renklerinin ihtiyacı olan ve toplumun aktif olarak katıldığı demokratik bir anayasa bu yıl yapılamayacak.


Kürtlere haklarını teslim eden, ama Erdoğan’ı tek adamlığa getiren bir başkanlığı da kabul eden bir anayasa hazırlanırsa, Kürtlerin tavrı ne olur?

Kürtlerin kafasında en çok barış var. Eğer Öcalan razı olursa Kürtler başkanlık sistemini destekler. Şu anda BDP’ye oy veren Kürtler arasında, “başkanlığı istemeyelim” diye bir tartışma yok. Aksine BDP Eşbaşkanı Demirtaş “başkanlık sistemini konuşabiliriz” diyor.


Öcalan ne zaman özgür kalır?

2015 genel seçiminden sonra serbest kalır.


Bu gelişmeler önümüzdeki üç seçimi nasıl etkiler sizce?

Barış, AK Parti’nin oyunu çok arttırır. Kürtlerden kaybettiği oyları geri alır. AK Parti’nin qyu, yüzde 50’nin altına düşmez. BDP’nin oyları da, soldaki Türklerle artar. Bu süreçte sertlik yanlıları ise oy kaybeder.


Öcalan ile Erdoğan barış için yaptıkları işbirliğini demokrasi için de yaparlar mı?

Bu konuda şüphelerim var. Ancak bu ülkede demokrasi isteyen herkes bu süreçte sıkı bir işbirliği içine girmeli. Çünkü hedef, Kürt sorununu çözmüş demokratik bir Türkiye olmalı...



[email protected]
 

  • Abone ol