Toplum dertli, insanlar sıkıntıda, herkes kaygılı. Başta gençler, bu ülkenin insanları gelecekten umutsuz. Ayrımcılığın, bölücülüğün, kin ve nefret söyleminin körüklendiği; mafyanın, derin çetelerin, SADAT benzeri kontrgerilla örgütlerinin resmîleşerek devleti ele geçirdiği, yetmezmiş gibi küresel salgının ortalığı kasıp kavurduğu bir ortamda herkesin bir derdi var.

Milyonların ortak derdi: aş, iş, sağlık. Ama farklı grupların başka yakıcı sorunları da var.

İşlerine iade edilmeyen, haklarını alamayan, Korona bahanesiyle katmerli sömürülen, en küçük iş güvenliği kalmamış işçiler;

Gırtlağına kadar borca batmış, kredilerini ödemek için üretim araçlarını, traktörlerini satan, yokluğun pençesinde kıvranan tarımcılar, köylüler, bir bir kepenk indiren, günü siftahsız geçiren esnaf;

İşsiz gençler, eğitime ulaşamayan çocuklar, ne yapacaklarını şaşırmış veliler; üniversitelerin ilköğretim düzeyine indirgenmesine, iktidarın folluğu, tarikatların cemaatlerin rekabet alanına dönüşmesine isyan eden öğrenciler, gerçek bilim ve düşün insanı akademisyenler;

Ormanlarının, sularının, tarım topraklarının, yaşam alanlarının yok edilmesine, yağmalanmasına dur diyen, tarlalarını, köylerini, yerleşimlerini korumaya çalışan halk, yeşilciler, çevreciler;

Can güvenliği, hak, eşitlik, özgürlük peşindeki kadınlar;

İktidarın hoşuna gitmeyecek bir söz söyleseler kendilerini ya hapishanede ya kapıda bulan, yetmedi saldırıya uğrayan medya mensupları, düşünce ve ifade özgürlüğü tehdit altındaki muhalif sanatçılar, aydınlar;

Salgının bütün yükünü taşıyan sağlıkçılar, hastalarını kurtarmak için canlarını veren hekimler;

Eşit yurttaşlık, eşit hak talebiyle canları ve onurları için mücadele eden, oyları iradeleri hiçe sayılıp seçtikleri milletvekilleri, başkanları, siyasetçileri zindanlara atılan Kürtler;

Batı'ya şantaj unsuru, pazarlık konusu yapılan, nefret söylemi ve ayrımcılığa kurban giden, cansız bedenleri denizlerden, göllerden, yollardan toplanan mülteciler, göçmenler. Ah, hele de o küçücük çocuklar!

Bizim olmayan savaşlarda, çatışmalarda ölüme gönderilen insanlarımız, onların yakınları;

KHK'lılar, EYT'liler, "Hayat eve sığar" yutturmacası ile ev hapsine mahkûm edilen 65 yaş üstü yurttaşlar;

Mafya babalarının, çetecilerin özel aflarla kurtarıldığı hapishanelerde keyfî kararlarla, yargıya müdahale ile anayasa ve yasalar çiğnenerek rehin tutulan muhalifler;

Hak ve adalet peşindeki tüm mağdurlar;

Daha, daha... Unuttuklarım vardır, siz tamamlayın. Hepsi, herkes dertli ama ağır basan, ilk ağızda yürek yakan dertler her kesime, her gruba göre farklı.

Fotoğraf: Murat Bay

Ana talep ve amaç aynı ama…

Bu bölünmüş, birbirine düşman edilmiş toplumda, hangi kesimden, hangi düşünceden, hangi siyasetten olursa olsun, tek tek insanlara "nasıl bir ülke, nasıl bir hayat isterdin" diye sorsanız, alacağınız cevapların benzerliğine şaşırırsınız. "Aşımın işimin olduğu, onurumla özgürce, başım dik yaşayacağım, hakkımın yenmediği, kafama devletin sopasının inmediği, hayatımın tehdit altında olmadığı, sen ben kavgası yaşanmayan huzurlu bir ülke, huzurlu bir yaşam."

Huzur sözcüğü, bunların tümünün özetidir aslında. Karnı aç, işsiz, eve ekmek götüremeyen, çocuklarını doyuramayan, okutamayan, eşit yurttaş sayılmayan, kimliği inkâr edilip onuru çiğnenen, yaşamı tehdit altında olan, hakkı yenen bir insanın dirliği, düzenliği, huzuru olmaz.

İnsanlarımızın ezici çoğunluğunun, neredeyse tümünün temel talebi ve ereği aynı. Ne var ki herkes kendi küçük evreninde, kendi fânusu içinde debelenip duruyor. Ermenek işçileri, Kayı inşaat işçileri, Soma madencileri Kazdağları çevrecileriyle, Derelerin Kardeşliği ile, Ergene Ovasını kurtarma mücadelesiyle; Boğaziçi öğrencileri hayatları ve hakları için mücadele eden kadınlarla, iflasa sürüklenen tarım üreticileri, tarlalarını ekemeyen köylüler, ürünleri ellerinde çürüyen tarımcılar kepenk kapayan esnafla, emekliler KHK'lılarla, Kürt hak arayanları ülkenin bütün hak arayanlarıyla, bu gidişata karşı olan hak ve ahlak peşindeki Müslüman muhafazakârlar barış, demokrasi, özgürlük arayan laik cumhuriyetçilerle mücadelelerini birleştirebilseler, huzurlu toplum talebiyle ortak amaca yaklaşmak hiç de hayal olmaz.

Çözüm var: Cesaret edebilecek miyiz?

Sorun, ülkenin dört bir yanında çakan ışıkların birbirleriyle buluşup kurtarıcı bir aydınlığa dönüşememesinde. Daha doğrusu ortak talebin ve amacın çözümde ortaklaşmaya varabilmesindeki güçlükte.

Bu güçlüğün; herkesin, her çoban ateşinin, kendi aydınlattığı kendi dar iktidar alanına hapsolmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Daha iyi tanıdığım sol kesimde bile talep ve amaç birliğine rağmen, çoğunlukla sübjektif hatta kişisel nedenlerle sağlam bir demokratik birlik kurulamadığını, bu durumun diğer siyasal-ideolojik kesimlerde de aynen yaşandığını biliyorum. Bizi yutmaya, öğütmeye çalışan devasa iktidar çarkı karşısında küçük dağınık mücadele müfrezeleri ve küçük iktidar odaklarıyla direnmek, hele de kazanmak nasıl mümkün olur!

Mesele; ülkenin bugünkü gergin, çatışmalı, bölünmüş, kutuplaşmış ortamının normalleşmesi, huzurlu bir toplumun taşlarının döşenmeye başlamasıysa, siyasî anlamda ortak amaç asgarî demokratik ilkeler etrafında, demokrasi ittifakında buluşmak olmamalı mı? Dört bir yanda çakan kıvılcımlar bütünsel bir ittifakın özgür, bağımsız ama aynı hedefe yönelen parçaları olabilirlerse, önlerinde duracak güç kalmaz.

Çözümün ilk adımı olarak, sağıyla soluyla, Türküyle Kürdüyle, Müslüman muhafazakârı laik cumhuriyetçisiyle, bu böyle gitmez diyen bütün güçler, odaklar, partiler, sivil toplum, kişiler; kendi iktidar alanlarını ve çıkarlarını aşarak ortak bir demokrasi cephesinde buluşma özverisini, cesaretini gösteremezlerse, hızla totaliterliğe yönelen otokratik rejim, daha uzun süre bizlerin ah vah'ı, muhalefet partilerinin iktidar blokuyla laf yarıştırması, halkın bir bölümünün kendi celletlarından medet umarak kabuğuna çekilmesiyle sürer gider. Bu, toplumsal çürümedir.

Demokrasi ittifakını oluşturmak, ittifakı demokrasi cephesine dönüştürmek için ilk adımın siyasî partilerden gelmesi gerekiyor. İktidarın korkutmacalarına, saldırı ve ithamlarına pabuç bırakmadan ortak çözüm için biraraya gelmeleri gerekiyor. Bu cesareti ve basireti gösterebilirlerse hiç kuşkunuz olmasın dört bir yanda çakan kıvılcımlar birbirlerine yaklaşıp ışığı büyüteceklerdir.

  • Abone ol