Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret suçundan altı yılda 128 bin 872 kişi hakkında resen veya şikayeten savcılık tarafından soruşturma açılmış olması önemli bir sorundur.

Bu 128 bin küsur soruşturma sonunda 27 bin 824 ceza davası açılmış, sonuçlanan davalarda 9 bin 556 mahkumiyet kararı verilmiş. (gazeteduvar, 16 Aralık 2020)

Dünyada bunun emsali yoktur. Totaliter rejimlerde mümkün olmadığı için, demokratik rejimlerinde ise siyasi ve hukuki durum böyle olmadığı için…

Cumhurbaşkanına hakaretten açılan dava sayısı 10. Cumhurbaşkanı Sezer döneminde toplam 50, sonra, 11. Cumhurbaşkanı Gül döneminde 706’dan ibaretti.

NEDEN BÖYLE?

Erdoğan döneminde dava ve mahkumiyet sayılarındaki akıl almaz artış iki konudaki büyük sorunumuzu yansıtıyor: Biri kutuplaşmanın boyutları… Öbürü yargının tavrı…

Cumhurbaşkanına hakaret eden öğrencilerin yurttan atılacak olması, meselenin nerelere kadar tırmandığını gösteren hazin bir örnektir.

Sayın Erdoğan’ın şu sözleri kutuplaşma sorununun özeti gibidir:

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kimliğine sahip olduğu halde gavurun kılıcını sallayarak üzerimize gelenleri gördükçe de üzülüyoruz” 

Erdoğan ‘Devlet’ kavramını kullandığına göre Cumhurbaşkanının Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etme kimliğinden bahsediyor… Bunun gereği olan saygıyı beklediğini ifade eden sözleri de var.

Elbette cumhurbaşkanı hakkında, Yargıtay kararlarında belirtildiği gibi, eleştirirken bile “yüksek makamının saygınlığı” sebebiyle saygısız bir dilden sakınmak gerekir…

Fakat… Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı cümlesinde muhalefet hakkında şöyle diyor:

Gavurun kılıcını sallayarak üzerimize gelenler…”

Cumhurbaşkanı’nın muhalefet hakkında çok daha ağır sözleri var.

Partisinin lideri olarak muhaliflerini aşağılayabiliyor, ama kendisinin Cumhurbaşkanı olarak itibarı hukuken korunuyor.

128 MİLYAR DOLAR NEREDE?’

CB hükümet sisteminde, Cumhurbaşkanı’nın “partili” olmaktan öteye, partisinin genel başkanıdır, üstelik çok sert polemikler yapan bir genel başkandır.

Bundan ibaret de değil. Partisinin milletvekilli adaylarını belirleyen, bu yolla yasamaya hakim olan… Atamalarıyla yargı yönetimini etkileyen bir cumhurbaşkanıdır.

Devlet Başkanı ve parti başkanı sıfatları bir kişide birleşince kamu yöneticilerinin de taraf haline gelmesi veya öyle algılanması gibi daha büyük bir sorun ortaya çıkıyor.

İşte CHP’nin “128 milyar dolar nerede?” afişleri hakkında bazı savcıların “Cumhurbaşkanına hakaret” diye soruşturma açması, savcı bunu yapmamışsa valilerin bu afişleri söktürmesi…

Afişlerin üzerinde Külliye’nin silüeti varmış… Evet ama zaten yürütmenin başı ve tam siyasi sorumluluk muhatabı bu sistemde Cumhurbaşkanı değil mi?

Bu sistemde personel sınavlarında mülakatlardaki kayırmalar, atamalarda liyakat yerine sadakat tercihleri, yargı atamalarında bile partiyle ilişkili isimlerin de bulunması şüphesiz kutuplaşmayı sertleştiriyor.

İKİ SİSTEM

Cumhurbaşkanı’na hakareti cezalandıran TCK 299. Madde, parlamenter sistem döneminde kanunlaştırıldı. O sistemde cumhurbaşkanı “tarafsız” yani partisizdi, parti kavgalarına girmezdi. Sadece devleti temsil etmesi öngörülerek her devirde böyle bir düzenleme ceza kanunlarında yer almıştır.

Cumhurbaşkanına hakaret soruşturmaları çok azdı.

Aynı 299. madde şimdi CB sisteminde parti kavgalarından kaynaklanan polemiklerde de uygulanıyor.

Cumhurbaşkanlığı sıfatı ile parti liderliği sıfatı arasında ayırım yapmak gerekli fakat zordur.

Hukuken zor olduğu gibi bugünkü sistemde cesaret de istemektedir.

YARGIDAKİ SORUN

Bu 299. Maddeyi Anayasa Mahkemesi’ne götüren Asliye Ceza Hakimi Murat Aydın HSK tarafından Trabzon’a sürülmüştür! (6 Haziran 2016)

Kılıçdaroğlu hakkında “Man adası” iddiasıyla ilgili olarak açılan hakaret davalarında dört defa hakim değiştirildi.

Yargı, Cumhurbaşkanı’nın kişiler hakkında “hain, ahlaksız, adi, terör yardakçısı” diyen konuşmasında hakaret görmemiştir. Ama muhalifler hakkında Cumhurbaşkanı’na hakaretten işte 128 bin soruşturma, 27 bin dava açılmış, yaklaşık 10 bin kişi mahkum edilmiştir.

CB sisteminin getirdiği hukuki sorunlardan sadece biridir bu.

Daha önemlisi, yüz yıldır beşeri enerjimizi tüketen öfkeli siyasi kutuplaşmanın daha da artmış olmasıdır.

Bakın gelişmiş demokrasilere, ne böyle öfkeli dil var ne de bu kadar ceza…

  • Abone ol